Hedef emeklilik... Ya sonra..(İlk Bölüm)
Hedef emeklilik... Ya sonra..(2)
Size anlattığım bu hikayede tek bir gerçek var. O da.. Çalışan herkesin tek hayalinin emekli olmak olduğu bir ülkede yaşıyor olduğumuz gerçeği.. Maalesef.. Kime sorsan emekli olup şöyle rahatça evde uzanıp yatmayı yada çiçek böcek işleri ile vakit geçirmeyi hayal eder emekliliğinde. Küçük, küçücük hayallerle bekler, emekli olacağı günü.. Eskiden hatırlarım genç emekliler vardı.. Çok genç hemde, 40 yaşında emekli olurdu insanlar.. Ama emekli oduklarını söylemezlerdi bile.. İş hayatına olduğu gibi devam eder, en fazla iş değiştirirlerdi.. Hele ki memursa kovana kadar bir yerlere gitmezlerdi. Ama birilerinin emekli olması gerektiğinden, çoğunlukla Veysel gibileri emekli ederlerdi... Şimdilerde bakıyorum herkes gün sayıyor.. hele ki üç dört senesi kalmışsa... İşi gücü bırakıyor, artık yeter benden bu kadar diyor sanki her şey bitmiş gibi, sanki o zamana kadar çok verimli çalışmış gibi.. Evet emekli olmak gerek elbette. Ama daha otuzunda bir adam of çekip artık emekli olmak istiyorum diyorsa... Bir yerlerde yanlış var be, hemde çok büyük bir yanlış..
Bugün hangi devlet dairesine giderseniz gidin, hangi memuru görürseniz görün.. Çok bezgin, mutsuz, kızgın bir ifade ile bakarlar yüzünüze.. Sanki yaşadıklarının tüm suçlusu sizmişsiniz gibi çıkışırlar size.. Bir soru soracak olursunuz ne aptallığınız kalır nede ilgisizliğiniz.. Zeka seviyeniz hep onlardan aşağıdadır.. Mutlaka yapılan her yanlış sizin yanlışınızdır.. Çoğu zaman işim hallolsun diye alttan almaya çalışırsınız, ama eğer biraz gururluysanız daha fazla katlanamaz çıkışırsınız, kapatırlar kapıyı suratınızın orta yerine.. Her şey biter o an.. Sizin için var olan müessesede çalışan memurlar sizi kapı dışarı etmiştir bile... Ne işinizi halledersiniz nede boşalan sinirlerinize hakim olabilirsiniz.. Vatandaşa memur olan memurlar, var olma sebebi olan esas oğlanı atmıştır dışarı.. Siz esas oğlan yenilirsiniz.. Eğer gururluysanız.... çeker gidersiniz... Ama çaresizseniz, mecburen boynunuzu büküp tekrar girersiniz odaya mahcup bir ifade ile.. Artık gerisi oradaki çalışanın insafına kalmıştır...
Ülkede çok ciddi bir iş sıkıntısı var ama çalışanların büyük bir çoğunluğuda yaptığı işten mutsuz.. Bir şekilde atmıştır kapağı, iyi kötü idare edip gidiyordur.. Çok üzülerek görüyorum, hangi müessese olursa olsun hiçkimsenin yaptığı iş zerre kadar umurunda değil.. Biraz daha faydalı olayım memleketime, yada işimi adam gibi yapayım diyen doğru düzgün kimseyi göremiyorum.. Sanki karamsar bir tablo çizmiş gibi oldum diyeceğim ama değil be dostlar değil.. Biz adam olmamak için uğraşıyoruz.. Biz gelişmemek için, medeniyete ulaşmamak için uğraşıyoruz.. Biz ne Atatürk'ü ne Osmanlı'yı ne de tarihimizi biliyoruz.. Öğrenmemek içinde çılgın gibi direniyoruz.. Bize birilerinin kulaktan dolma sunduğu bilgileri alıp bunların uğruna gerekirse ölürüz diyoruz.. Bilmediğimiz bir uğurda bir gemiye binip ölüyoruz.. arkasında kalanlar "çok mutluyum evladım şehit oldu" diyor..
Veysel çalışarak yaşadı, küçük mutlulukları oldu.. Karısına ve çocuklarına adadı kendini.. Sessizce öldü.. Çocuklarından biri hayata tutunabildi.. Diğeri Mehmet hala hayata tutunmak için uğraşıyor ki onun devam eden hikayesini daha sonra anlatacağım .. Veysel emekli olduğunda yıklımıştı, oğlu Mehmet emekli dahi olamadı.. Suçlusu ne devletti nede sistem. Tek suçlu sistemi işleten yurdumun mutsuz çalışanlarından biriydi sadece.. Para hırsı işte nerelere götürür insanı, götürürken de, suçlu suçsuz katar önüne ne varsa... Ben yurdumun insanından sadece ibadet ederken değil çalışırkende biraz daha imanlı olmasını bekliyorum.. Ben yurdum insanından emekli olsa bile, hayatın içinde kalıp üreten, öğreten, etrafına faydalı bir insan olmasını diliyorum.. Ben işi gücü olan herkesin aslında işini sevmese de bunu kendisine saklamasını, en azından iş başında seviyormuş gibi yapabilme başarısını göstermesini bekliyorum..
Devlet bir yere kadar gelir arkanızdan.. Önce kendinize güvenecek, sonra iş yapacaksınız.. Bırakın devlet, birazda kendi işlerine baksın.. Nerede ne iş yapıyorsanız önce kendinize, sonra işinize, sonrada size başvuran insanlara saygınız olsun. Zamanı gelince emekli olun çok fazla gecikmeden ama iş gücünüzü kaybetmeden...Emeklilik bir son değil yeni bir başlangıç olsun...
Sayfalar
emeklilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emeklilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Ocak 2011 Cuma
12 Ocak 2011 Çarşamba
Hedef emeklilik... Ya sonra..(2)
Hedef emeklilik... Ya sonra..(İlk Bölüm)
Veysel çalıştığı ortamın sağlık koşullarından etkilenir. Hastalanır.. Ciğerleri hiçde iyi durumda değildir. Yatması gerekiyordur hastanede.. Karısı ile beraber yatarlar Samatya sigorta hastanesine.. Tam 6 ay sürer bu tedavi süresi.. Ara ara taburcu olsada 3 gün sonra tekrar gelir hastaneye.. Kemoterapi tedavisi görüyordur.. Bu gidişler gelişler süresince elde avuçta ne varsa uçup gitmiştir...
Veysel daha fazla dayanamaz, ölür. Karısı iki çocuğu ile kalır .. Tek geçim kaynağı Veysel'den kalan emekli maaşıdır ki onunda zaten bir kısmını keserler..
Veysel'in iki oğlu var.. Büyük olan üniversite son sınıfta, küçüğü de lise son.. İkiside babaları ölünce okulu bırakıp annelerine evin geçimi için yardımcı olmak isterler.. Anne şiddetle karşı çıkar.. Mutlaka okumalarını ister.. Ama karşılaşacakları zorlukları da sıralar... Bakın evlatlarım diye başlar;
-Babanız hayatını hep çalışarak geçirdi.. Evlendiğimizde hiç eşyamız yoktu. Ama sevgiyle dokuduk tüm odaları, tüm evi geçen yıllarda.. Babanız liseye kadar ancak okuyabilmişti. İşte bu yüzden 30 yıl memur olarak çalıştı.. Yükselemedi.. Ama hiç bir zaman şikayetçi de olmadı.. Bize maaşını bıraktı, gitti... Şimdi artık yok.. Ama hayat devam ediyor.. Biraz zor olacak belki ama olacak evlatlarım.. Şu andan itibaren attığımız her adımı öncekinden daha hesaplı atmalıyız.. Aldığımız kıyafetleri gerçekten ihtiyacımız var ise almalı, parçalanana kadar kullanmalıyız.. Ama asla bükülmeden yaşamalıyız.. Arkadaşlarınız elbetteki olacak.. Ama onlarla gideceğiniz yerleri iyi değerlendirmeli, altından kalkamayacağınız hesap çıkabilecek yerlere gitmemelisiniz. Asla arkadaşlarınızın "gel ben ısmarlayacağım" gibi sözler söylemesine izin vermemeli, kendinizi o pozisyonlara düşürmemelisiniz. Ben sizin okumanızı okulunuzu bitirmenizi istiyorum.. Bu süreçte birbirimizle her şeyimizi eskisinden daha bir içtenlikle paylaşmalı, hiç bir şey saklamamalıyız..
O gece anneleri gece geç saatlere kadar dertleşti evlatları ile.. Sonra çocukları yattı.. Anne kocasının çok sevdiği balkona çıktı.. Seyretti boşluğu, ellerini kaldırdı yıldızlara "Allah'ım mahçup etme beni, güç ver bana" diye yalvardı.. uzun bir süre oturdu bir başına.. Rahatlamış hissetti kendini..
Yıllar acımasızca geçti.. Çok hırpalandılar ama gururlu kaldılar hep.. Büyuk oğlu Mehmet'de babası gibi memur olmuştu ama üniversite mezunuydu.. Çok hırslı, azimli çalışıyordu.. Annesine ve kardeşine kol kanat germiş, kardeşini evlendirmiş kendisi annesi ile beraber yaşıyordu.. Ama bir gün çalıştığı bir kurumda bir yolsuzluk iddiası oldu.. Mehmet'in personellerinden biri çok büyük miktarlarda rüşvet alırken yakalandı.. Onu da Mehmet'i de attılar işten.. Mehmet'in suçu görevi suistimaldi ve bu yüzden artık bir daha devlet işinde çalışamayacaktı.. Suçu yoktu ama personelinden sorumlu olduğu için işten atılmıştı artık.. Annesi çok yaşlı olduğundan Mehmet bu durumdan annesine bahsetmedi. Her sabah normal işe gidiyor gibi çıktı evden, akşama kadar günübirlik işlerde çalıştı.. Birkaç ay bu şekilde çalıştı. Bu arada annesini, ona hayata nasıl tutunulabileceğini öğreten kadını, kaybetti..
Mehmet yıllarca her türlü işi yaptı. Ama hiç sigortalı bir işi olamadı.. Evlenemedi. Kardeşini çok fazla göremedi. Şimdi 59 yaşında.. Hala çalışıyor karın tokluğuna.. Yeşil kart alabilmek için dört ay boyunca valilikte kim varsa görüştü.. Ama alamadı.. Babası gibi bile olamadı.. Emekli olması için doldurman gereken günler var dediler. Ama onun ne gün dolduracak hali kalmıştı, nede çalışacak azmi...
Size bir baba ve oğul hikayesi anlattım.. Oğullar her zaman babalarından daha iyi durumda yaşamalılar. Öyle bilinir en azından. Ama eskidendi bu.. Artık oğullar babalarının hayatına özenir durumdalar maalesef.. Emekli olmak eskiden hüzündü, boşluktu, hayatın anlamsızlaşmasıydı.. Şimdi bir amaç oldu.. Emekli olmak için çalışan o kadar çok insan varki.. Emekli olmak için çalışan ne kadar insan varsa emekli olmakda o kadar zorlaşır oldu.. Sonra emeklilik yaşına geldiğinizde artık hayattan korkan adamlar olduğumuzdan.. Emekli olmak istemez olduk.. Korkuyoruz, ama bu sefer emekli olduktan sonraki hayattan değil.. Olmayan hayattan..
Devam edecek..
Veysel çalıştığı ortamın sağlık koşullarından etkilenir. Hastalanır.. Ciğerleri hiçde iyi durumda değildir. Yatması gerekiyordur hastanede.. Karısı ile beraber yatarlar Samatya sigorta hastanesine.. Tam 6 ay sürer bu tedavi süresi.. Ara ara taburcu olsada 3 gün sonra tekrar gelir hastaneye.. Kemoterapi tedavisi görüyordur.. Bu gidişler gelişler süresince elde avuçta ne varsa uçup gitmiştir...
Veysel daha fazla dayanamaz, ölür. Karısı iki çocuğu ile kalır .. Tek geçim kaynağı Veysel'den kalan emekli maaşıdır ki onunda zaten bir kısmını keserler..
Veysel'in iki oğlu var.. Büyük olan üniversite son sınıfta, küçüğü de lise son.. İkiside babaları ölünce okulu bırakıp annelerine evin geçimi için yardımcı olmak isterler.. Anne şiddetle karşı çıkar.. Mutlaka okumalarını ister.. Ama karşılaşacakları zorlukları da sıralar... Bakın evlatlarım diye başlar;
-Babanız hayatını hep çalışarak geçirdi.. Evlendiğimizde hiç eşyamız yoktu. Ama sevgiyle dokuduk tüm odaları, tüm evi geçen yıllarda.. Babanız liseye kadar ancak okuyabilmişti. İşte bu yüzden 30 yıl memur olarak çalıştı.. Yükselemedi.. Ama hiç bir zaman şikayetçi de olmadı.. Bize maaşını bıraktı, gitti... Şimdi artık yok.. Ama hayat devam ediyor.. Biraz zor olacak belki ama olacak evlatlarım.. Şu andan itibaren attığımız her adımı öncekinden daha hesaplı atmalıyız.. Aldığımız kıyafetleri gerçekten ihtiyacımız var ise almalı, parçalanana kadar kullanmalıyız.. Ama asla bükülmeden yaşamalıyız.. Arkadaşlarınız elbetteki olacak.. Ama onlarla gideceğiniz yerleri iyi değerlendirmeli, altından kalkamayacağınız hesap çıkabilecek yerlere gitmemelisiniz. Asla arkadaşlarınızın "gel ben ısmarlayacağım" gibi sözler söylemesine izin vermemeli, kendinizi o pozisyonlara düşürmemelisiniz. Ben sizin okumanızı okulunuzu bitirmenizi istiyorum.. Bu süreçte birbirimizle her şeyimizi eskisinden daha bir içtenlikle paylaşmalı, hiç bir şey saklamamalıyız..
O gece anneleri gece geç saatlere kadar dertleşti evlatları ile.. Sonra çocukları yattı.. Anne kocasının çok sevdiği balkona çıktı.. Seyretti boşluğu, ellerini kaldırdı yıldızlara "Allah'ım mahçup etme beni, güç ver bana" diye yalvardı.. uzun bir süre oturdu bir başına.. Rahatlamış hissetti kendini..
Yıllar acımasızca geçti.. Çok hırpalandılar ama gururlu kaldılar hep.. Büyuk oğlu Mehmet'de babası gibi memur olmuştu ama üniversite mezunuydu.. Çok hırslı, azimli çalışıyordu.. Annesine ve kardeşine kol kanat germiş, kardeşini evlendirmiş kendisi annesi ile beraber yaşıyordu.. Ama bir gün çalıştığı bir kurumda bir yolsuzluk iddiası oldu.. Mehmet'in personellerinden biri çok büyük miktarlarda rüşvet alırken yakalandı.. Onu da Mehmet'i de attılar işten.. Mehmet'in suçu görevi suistimaldi ve bu yüzden artık bir daha devlet işinde çalışamayacaktı.. Suçu yoktu ama personelinden sorumlu olduğu için işten atılmıştı artık.. Annesi çok yaşlı olduğundan Mehmet bu durumdan annesine bahsetmedi. Her sabah normal işe gidiyor gibi çıktı evden, akşama kadar günübirlik işlerde çalıştı.. Birkaç ay bu şekilde çalıştı. Bu arada annesini, ona hayata nasıl tutunulabileceğini öğreten kadını, kaybetti..
Mehmet yıllarca her türlü işi yaptı. Ama hiç sigortalı bir işi olamadı.. Evlenemedi. Kardeşini çok fazla göremedi. Şimdi 59 yaşında.. Hala çalışıyor karın tokluğuna.. Yeşil kart alabilmek için dört ay boyunca valilikte kim varsa görüştü.. Ama alamadı.. Babası gibi bile olamadı.. Emekli olması için doldurman gereken günler var dediler. Ama onun ne gün dolduracak hali kalmıştı, nede çalışacak azmi...
Size bir baba ve oğul hikayesi anlattım.. Oğullar her zaman babalarından daha iyi durumda yaşamalılar. Öyle bilinir en azından. Ama eskidendi bu.. Artık oğullar babalarının hayatına özenir durumdalar maalesef.. Emekli olmak eskiden hüzündü, boşluktu, hayatın anlamsızlaşmasıydı.. Şimdi bir amaç oldu.. Emekli olmak için çalışan o kadar çok insan varki.. Emekli olmak için çalışan ne kadar insan varsa emekli olmakda o kadar zorlaşır oldu.. Sonra emeklilik yaşına geldiğinizde artık hayattan korkan adamlar olduğumuzdan.. Emekli olmak istemez olduk.. Korkuyoruz, ama bu sefer emekli olduktan sonraki hayattan değil.. Olmayan hayattan..
Devam edecek..
11 Ocak 2011 Salı
Hedef emeklilik... Ya sonra..
Veysel, 55 yaşında. 30 yıllık memur.. Bir sabah iş yerinde, müdürü çağırdı ve emeklilik zamanının geldiğini, evraklarını hazırlamasını söyledi.. O güne kadar hep bu günü beklemiş olan Veysel, bu talimatı alınca sevinemedi.. Tuhaf bir buruklukla müdürün odasından çıktı. O gün çalışamadı eve gitti, karısına hiç bir şey söylemeden oturdu balkonda, öylece baktı hiç konuşmadan.. Sonra usul usul konuşmaya başladı kendi kendine....
Öyle bir geçti ki zaman.. Hadi okula başlıyoruz derken, mezun olmuş buldum kendimi.. hadi iş hayatı başlıyor derken.. Emekli olacaksın dediler bu gün.. yıllarca emekli olacağım günü nede heyecan ve hasretle beklemiş, ulaşılamayacak bir gün gibi görmüştüm.. Emekli olan her kişinin arkasından gıpta ile bakmıştım.. Her sıkıldığımda.. Ooof of!!! geçsin şu günlerde emekli olayım demiştim.. Her bunalım anımda istifa etmeyi düşünmüş.. sonra .. Ne kaldı şurada emekliliğime demiş vazgeçmiştim.. Emekli olduğumda yerleşmeyi düşündüğüm yerlerin hayalini kurup heyecanlanmıştım.. İstediğim gibi giyinmek, istediğim gibi tıraş olmak, istediğim saatte kalkmak, istediğim insanlarla çalışmak, sevdiğim yerlerde günlerce kalabilmek.. Sevdiğim insanların yanına istediğim saatte gitmek.. Hep bunları emekliliğime ertelemiş durmuştum.. Bir emekli olayım önce Türkiye de, sonra dünyada nereye gitmek istiyorsam oraya gidecektim...
Şimdi bana haftaya emekli olacaksın dediler.. Çalışamadım emeklilik haberini aldıktan sonra, kalem oynatamadım.. Korktum geleceğimden. Kendimden korktum. Yalnız yapayalnız hissettim kendimi.. Kimseye bir şey söyleyemedim.. Utandım insanlardan.. Heyecanlandım, müsabaka öncesi ilk maçına çıkacak bir sporcu gibi.. Çaresizce baktım çalışma arkadaşlarıma.. Az değil 30 yılımı vermiştim.. Benim başka bir hayatım olmamıştıki.. Ben burada büyümüş, yaşlanmıştım.. Bu bağımlılıktan nasıl kurtulurum şimdi..
Öylece mırıldandı saatlerce.. Karısı bir şeyler olduğunu sezmişti ama böyle anlarında yanına gitmemesi gerektiğini çok iyi biliyordu.. 25 yıllık evliliklerinde ara ara böyle olurdu, kızdığı zaman bir şeylere, çok sevgili kocası Veysel.. O da öyle bir an zannetti bıraktı onu bir başına balkonda.. Ama Veysel'in bu seferki durumu farklıydı.. Boşluğa bakıp mırıldanıyordu sadece.. Dayanamadı gitti yanında oturdu.. O koca adam yıkılmış, kararmış gibiydi... Tuhaf bir şey var dedi kadıncağız.. Tuttu elini kocasının sevgiyle.. O koca çınar, karısına döndü, baktı, baktı ve sarılıp ağlamaya başladı.. Ağlarkende boşalttı ne varsa içindekileri.. Bitti, bitti diye hıçkıra hıçkıra ağlıyordu sadece.... Hiç ağlarken görmemişti kocasını... soramadı korkusundan, anlatır diye baktı gözlerine.. Veysel, mırıldanarak söyledi karısına.. "emekli oluyorum".. Karısı derin bir oh çekti.. "Beni de korkuttun be adam" dedi.. "Ne güzel, nihayet bitti gerçekten" dedi.. Veysel; "Bilmiyorum, korkuyorum" dedi.. "Hayat korkutuyor beni.." Karısı sarıldı kocasına başladı anlatmaya;
Benim çeyrek asırlık can yoldaşım; Bunca yıl, sen her sabah giderken, akşamın bir an önce gelmesini bekledim.. Çocuklarımız büyürken, senin kafan bulanmasın diye hep ben taşıdım onların yükünü.. Sen akşamları yorgun geldiğinde, sana kendi yorgunluğumu hiç hissettirmedim. Gün oldu paramız olmadı, sen üzülme diye eski kıyafetlerimi sattım, örgü ördüm sattım, sana destek olmaya çalıştım.. Sen çalışırken bende seni gözettim.. Sen üzüldün ben senden çok üzüldüm.. Şimdi aynı ben, hala senin yanındayım.. Daha kuvvetli, daha güçlü seni destekliyorum.. Senin korktuğun hayatın içinde bende varım.. Şimdiye kadar o hayatta yalnızdım, şimdi seninle paylaşacağım.. Şimdiye kadar çocuklarımıza bir gelecek hazırladık, şimdiden sonra kendimize bir gelecek hazırlayacağız.. Kalan ömrümüzde beraber el ele yeniden kuracağız yeni hayatımızı.. Sonra kadın yavaşça kocasına sokuldu, başını omuzuna dayadı beraber baktılar balkondan boşluğa...
Veysel bir hafta sonra emekli oldu.. Başlangıçta her şey güzeldi.. 6 ay sonra Veysel yeni bir işe girmek zorunda kaldı, mahalledeki eski bir tekstil atölyesinde... Aldığı maaş hayallerinin onda birini karşılayamıyordu çünkü...
Devam edecek....
Öyle bir geçti ki zaman.. Hadi okula başlıyoruz derken, mezun olmuş buldum kendimi.. hadi iş hayatı başlıyor derken.. Emekli olacaksın dediler bu gün.. yıllarca emekli olacağım günü nede heyecan ve hasretle beklemiş, ulaşılamayacak bir gün gibi görmüştüm.. Emekli olan her kişinin arkasından gıpta ile bakmıştım.. Her sıkıldığımda.. Ooof of!!! geçsin şu günlerde emekli olayım demiştim.. Her bunalım anımda istifa etmeyi düşünmüş.. sonra .. Ne kaldı şurada emekliliğime demiş vazgeçmiştim.. Emekli olduğumda yerleşmeyi düşündüğüm yerlerin hayalini kurup heyecanlanmıştım.. İstediğim gibi giyinmek, istediğim gibi tıraş olmak, istediğim saatte kalkmak, istediğim insanlarla çalışmak, sevdiğim yerlerde günlerce kalabilmek.. Sevdiğim insanların yanına istediğim saatte gitmek.. Hep bunları emekliliğime ertelemiş durmuştum.. Bir emekli olayım önce Türkiye de, sonra dünyada nereye gitmek istiyorsam oraya gidecektim...
Şimdi bana haftaya emekli olacaksın dediler.. Çalışamadım emeklilik haberini aldıktan sonra, kalem oynatamadım.. Korktum geleceğimden. Kendimden korktum. Yalnız yapayalnız hissettim kendimi.. Kimseye bir şey söyleyemedim.. Utandım insanlardan.. Heyecanlandım, müsabaka öncesi ilk maçına çıkacak bir sporcu gibi.. Çaresizce baktım çalışma arkadaşlarıma.. Az değil 30 yılımı vermiştim.. Benim başka bir hayatım olmamıştıki.. Ben burada büyümüş, yaşlanmıştım.. Bu bağımlılıktan nasıl kurtulurum şimdi..
Öylece mırıldandı saatlerce.. Karısı bir şeyler olduğunu sezmişti ama böyle anlarında yanına gitmemesi gerektiğini çok iyi biliyordu.. 25 yıllık evliliklerinde ara ara böyle olurdu, kızdığı zaman bir şeylere, çok sevgili kocası Veysel.. O da öyle bir an zannetti bıraktı onu bir başına balkonda.. Ama Veysel'in bu seferki durumu farklıydı.. Boşluğa bakıp mırıldanıyordu sadece.. Dayanamadı gitti yanında oturdu.. O koca adam yıkılmış, kararmış gibiydi... Tuhaf bir şey var dedi kadıncağız.. Tuttu elini kocasının sevgiyle.. O koca çınar, karısına döndü, baktı, baktı ve sarılıp ağlamaya başladı.. Ağlarkende boşalttı ne varsa içindekileri.. Bitti, bitti diye hıçkıra hıçkıra ağlıyordu sadece.... Hiç ağlarken görmemişti kocasını... soramadı korkusundan, anlatır diye baktı gözlerine.. Veysel, mırıldanarak söyledi karısına.. "emekli oluyorum".. Karısı derin bir oh çekti.. "Beni de korkuttun be adam" dedi.. "Ne güzel, nihayet bitti gerçekten" dedi.. Veysel; "Bilmiyorum, korkuyorum" dedi.. "Hayat korkutuyor beni.." Karısı sarıldı kocasına başladı anlatmaya;
Benim çeyrek asırlık can yoldaşım; Bunca yıl, sen her sabah giderken, akşamın bir an önce gelmesini bekledim.. Çocuklarımız büyürken, senin kafan bulanmasın diye hep ben taşıdım onların yükünü.. Sen akşamları yorgun geldiğinde, sana kendi yorgunluğumu hiç hissettirmedim. Gün oldu paramız olmadı, sen üzülme diye eski kıyafetlerimi sattım, örgü ördüm sattım, sana destek olmaya çalıştım.. Sen çalışırken bende seni gözettim.. Sen üzüldün ben senden çok üzüldüm.. Şimdi aynı ben, hala senin yanındayım.. Daha kuvvetli, daha güçlü seni destekliyorum.. Senin korktuğun hayatın içinde bende varım.. Şimdiye kadar o hayatta yalnızdım, şimdi seninle paylaşacağım.. Şimdiye kadar çocuklarımıza bir gelecek hazırladık, şimdiden sonra kendimize bir gelecek hazırlayacağız.. Kalan ömrümüzde beraber el ele yeniden kuracağız yeni hayatımızı.. Sonra kadın yavaşça kocasına sokuldu, başını omuzuna dayadı beraber baktılar balkondan boşluğa...
Veysel bir hafta sonra emekli oldu.. Başlangıçta her şey güzeldi.. 6 ay sonra Veysel yeni bir işe girmek zorunda kaldı, mahalledeki eski bir tekstil atölyesinde... Aldığı maaş hayallerinin onda birini karşılayamıyordu çünkü...
Devam edecek....
2 Ocak 2011 Pazar
Ertelenen hayatlar...
Elektrik faturası, su faturası, gaz faturası, ev kirası, her nevi telefon ve tv faturaları, kredi kartları, arabanın vergisi, sigortalar, kaskolar, bilumum aidatlar.... Televizyonlarda devamlı dönüp duran, bize katılın emekli olunca yelkenli ile dünyayı dolaşın, diyen reklamlardan gaza gelip emeklilik programına dahil oldunuz..Al bir fatura daha.. Sonra bir doğal felaket oluyor devlet diyorki... birbirimize yardım edelim.. tabii diyorsunuz bugün onlara yarın bana.. 1 yıl süreli ÖTV diye birşey koyuyor.. bakıyorsunuz 10 yıl olmuş ve bu 1 yıl süreli ÖTV her yıl katlanarak artıyor..Aman Allah'ım nerede ve ne için yaşıyoruz...Bir işimiz olsun olmasın bu faturaların büyük bir bölümünü ödemek zorundayız. Daha sağlık harcamalarından bahsetmedim bile..peki bunların hangisinden vazgeçebiliriz..Mesela elektrik olmasın, yada telefona ne gerek var.. en fazla 3 gün. Sonra tekrar bağlatmak için kuyruklarda fırça yiyerek bekleşirsiniz. İşin ilgincide bu ya. hem para veriyorsunuz hemde sürekli beceriksiz ve salak muamelesi görüyorsunuz fatura ödemek için gittiğiniz bilimum kurumlarda..
Küçük bir çocukken önünüze bir yığın hedef konuyor.. Neden?? Büyüyüp adam olmak, yani iş sahibi olmak için. Peki iş sahibi olunca ne olacak..fatura ödemekle mükellef bir vatandaş olacaksınız. Kazanacaksınız ve hepsini maaşınızı görmeden dağıtacaksınız.. Kalan olursada biriktirip araba yada ev alacaksınız..tabii ömrünüz yeterse.. O da yetmedi vazgeçiyorsunuz bir takım zevklerinizden karın tokluğu hesabına.. Üç beş kuruş biriktirelim diye, onuda veriyorsunuz sevdiğiniz bir dostunuza darda kaldığı bir zamanda.. oda geri gelmiyor.. Off!! İnsanın bazen taş devrine dönesi geliyor..
Adam oluş sebebimiz sadece bize uzatılan faturaları ödemekteki başarımızdan geçiyor. Bunlarla uğraşarak neleri ertelemiyoruz ki. Hepsinden önce hayatı erteliyoruz emeklilik yıllarına. Sonra emekli oluyoruz ama nerede o eski adam yada kadın. ..Nerede o enerji..Ne enerjisi size gençlik yıllarından kalan bir yığın hastalık, bir yığın ağrı ve telefi edilemez bir yorgunluk.. Hadi emekli oldunuz yaşayın bunlarla.. Haa bu arada yıllarca ödeyip özel emekli olacağınız sistemden de emekli oluyorsunuz. Onlarda size şehirler arası bir otobüs bileti alacak kadar para veriyorlar, yelkenli ile dünyayı dolaşma hayaliniz torunlarınıza miras kalıyor.. Gerçi emekli olupta ikinci bir iş yapmadan; devam eden faturaları da ödeyemezsiniz. O zaman nereye erteliyoruz hayatı.. Bilinmeyen kimsenin dönmediği yerlere.. Ölüyoruz be ölüyoruz fatura ödeye ödeye.. Ödemiyecekmiyiz?... tabii ödeyeceğiz ama birazda yaşasak, birazda hayatın içinde olsak, birazda bizde dünyanın tadına varsak.. Ama olsun be buda yeter bize.. Gülümseyelim, sevelim sevilelim, sağlığımız yerinde olsun, aç değil açıkta değiliz... gibi avuntularla idare etmeye devam..
Olmaz demeyin.. vazgeçmeyin..ertelemeyin..Bugünden başlayın kendiniz için bir şeyler yapmaya..En azından çıkın evinizden..Atlayın gidin en çok özlediğiniz yere, yada olmak istediğiniz yere..Ama uçmayın fazlada..
Hadi ben çıkıyorum boğaza, hava almaya... şimdilik bundan para almıyorlar....
Ertelediğiniz hiçbir şeyi bir daha o anki duygu ile yaşayamayacaksınız....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)