Sayfalar

17 Nisan 2011 Pazar

Deveye diken...


Hava alanları restoranlarına yada şehirler arasındaki mola yerlerine mutlaka yolunuz düşmüştür.. Hani gözünüzün içine baka baka sizi kazıklamaya çalışan insanların çoğunlukta olduğu, büyüklerimizin sakın yolda birşey yeme zehirlenirsin nasihatları ile bizi yiyeceklerinden soğuttuğu, insanların birbirine buz gibi baktığı yerler var ya.. Özellikle de satıcılarının, sizin bir daha belki hiç bir zaman uğramayacağınızı bildiklerinden ne koparırsam kardır bu ahmaktan şeklinde yaklaşımlarına mazhar olduğunuz bölgeler..
Sabahın kör bir saatinde hava alanının birinde gecikmeli kalkacağını öğrendiğim ve bundan dolayıda oldukça sinirlendiğim uçağımın kalkış saatini bekliyorum bir arkadaşımla.. Genelde son saniyelerde uçağa yetiştiğim için pek beklemeye alışkın değilim hava alanlarında, restoranlarına falan da uğramam. Maksatlarının insanları doyurmak değilde yolmak olduğunu bildiğimdenmidir ya da anne nasihatlarına verdiğim özendenmidir bilmiyorum ama pek işim olmazdı oralarla... İşte tam bu güne kadar.. Baktık olacak gibi değil köşedeki janjanlı, süslenmiş, çaldığı müzikle tahrik eden ve bizi istemesek de oturup bir şeyler içmeye davet edecek tarzda döşenmiş şık bir mekana oturduk, ama barına nedense.. Orası daha sıcak geldi.. sabah mahmurluğundan olacak.. Birer kahve ve birde pasta söyledik. Pasta diyorum ama menüde yazılış şekli elbetteki bu kadar basit değildi.. O ayrıntıya sonraları değineceğim.. Garson yada barmen siparişleri getirdi ama ben rahat duramadığımdan, bir şekilde tepki göstermek zorunda hissediyorum kendimi.. Mutlaka fiyat politikası ile ilgili bir laf edeceğim ya.. Garsona en kibar ses tonuyla "pardon bu fiyatları kim belirliyor acaba?" diye ilk sorumu yönelttim. Anlamayacağını biliyorum sadece dikkat çekmek amacım.. Haliyle garson "anlamadım efendim" dedi, rol icabı gülümseyerek.. "Fiyatlarınız neden bu kadar saçma acaba" diye ikinci tuhaf sorumu sordum.. Garson hala gülümsüyor ve bu arada da masayı silip zaman kazanıyor.. Eminimki çattık anasını satıyım diyordur içinden ama bir cevap vermesi lazım.. Yalnız o cevap vermeyi tercih etmedi bana direk olarak gariban muamelesi ve hatta belkide dilenci muamelesi yaparak "Efendim isterseniz sizin ücretinizi personel fiyatından tahsil ederiz" dedi.. Öyle kaldım.. bu sefer anlamayan bendim "anlamadım" diyebildim sadece.. "Hava alanı personeli gibi işlem yaparız yarı yarıya indirimden faydalanırsınız" dedi ve gitti.. Yanımdaki arkadaşım sırıtarak "garsona ne anlatmaya çalışıyorsun adam işini yapıyor ona ne ki fiyatlardan" diye söyleniyor bir yandan da sırıtıyordu.. Garson lafı ağzıma tıkamış benim bakış açımdan çok farklı yaklaşmış olaya, birde indirim yapıp gitmişti çünkü..
Biraz daha oturduk yedik içtik hesap ödeme sırası geldi.. Garson hesabı söylediği gibi yarı yarıya fiyatlandırarak getirdi.. Ben getirdiği hesabın iki katını verdim sonra garsona dönerek.. "siz nasıl oluyorda istediğiniz kişiye personel fiyatından ücretlendirme yapıyorsunuz" diye sitem edercesine sordum. garson hala gülümsüyordu ve hiç istifini bozmadan. "efendim sizin gibi müşterilerimiz yılda birde olsa oluyor işte.. onlarla ilgili bir tedbirdir bu, hem sizi üzüp olay çıkmasını önlüyoruz hemde biz anlamsız uğraşarak zaman kaybetmiyoruz" dedi.. ve ekledi "şimdiye kadar ücreti, indirimli fiyattan ödeyen de olmadı" Bu sefer sırıtan bendim ama takdir eden bir sırıtmaydı çünkü garson beni alt etmişti... Ben fiyatlara tepki göstermeye çalışırken garson kurulan düzene beni bir şekilde uydurmuştu işte..
Buna benzer bir olayı da şehirler arası otobüslerin mola verdiği bir mekanda yaşamıştım.
Otobanda bir mola yerindeyiz. yöresel bir takım yiyecekler satılan bir standın önünde orta yaşlı bir adamcağız bağırıp duruyor sattığı mal ile ilgili.. Adama yaklaştım "çok pahalı ama" dedim. Adam inanılmaz bir suratsızlıkla yüzüme bile bakmadan "fiyatlarımız çok uygun" dedi sadece. Ama suratı öylesine asıktıki, laf edemeden duramadım tabii "sen bu suratsızlıkla bedava versen kimse almaz" dedim.. adamcağız iğrenç bir tavırla baktı ve yaptığı anonsa devam etti.. Oysa hava alanındaki garson misali birazcık zeki olabilse belkide ben oradan da almayı düşünmediğim bir çok yiyecek alacaktım.. Ama fark neydi. En önemli fark o adamın müşteri kaygısı olmaması. Ben olmasam nasılsa bir başkası gelecek. bir diğer anlayış ise hava alanındaki adamın daha kaliteli düşünmesi gerektiği, çünkü uçakla seyahat edenler otobüsle seyahat edenlerden daha eğitimli, daha varlıklı düşünülür ki bence oldukça yanlış bir saplantıdır... En önemli fark ise bizim maalesef daha çocuk yaşlarda öğrendiğimiz bir atasözünün doğurduğu sonuçtur.. Deveye diken.... diye başlayan bir sözdü işte... anlayana...
Sonuç olarak buralardan günde belki binlerce insan istifade ediyor, bir o kadarıda yiyip içip alışveriş yapıyor ama kendilerine ne dayatılırsa onunla idare ediyorlar. Tepki göstermek yada bir duruş sergilemek kimsenin umurunda bile değil. Hava alanındaki garson "yılda bir de olsa oluyor bu olay" diyor ve kendine göre bir strateji geliştirmiş içi rahat. Mola yerindeki adamın dünya umurunda değil. Çünkü hepsi ekmek davası için çalışıyır. Sanki ekmek kazanmak için insanları kazıklamak bir ön şartmış gibi.. Sanki kazıkladığı insanlar paralarını sokaktan topluyorlarmış ya da onlar için para kazanmak diye bir sorun yokmuş gibi.. Herkes haklı ama herkesde haksız diğer bir bakışla.. Herkes herkese kızgın ama kimse alttan almıyor. "İşine gelirse hemşerim" diyor, başından savıyor seni. Çünkü "ne tutturursan" demiş adamın biri, onlarda tutturduklarına geçiriveriyorlar canları ne isterse. Onlarınki ekmek davası, diğerlerininki sadece keyif... İşte kaybetmeye başladığımız ve her geçen gün kaybederek yaşamaya alıştığımız nokta da burası oluyor. Toplumsal bilince ulaşamadığımızdan zam yapılan ürünlere sadece içimizden sektiriyoruz ama yemeden, almadan duramıyoruz. Tepkisizliğe öyle alışmışızki, suratımıza küfrederek bakan satıcılardan bile rahatsız olamıyoruz zamanla... Neyin pahalı neyin ucuz olduğunu anlayamıyoruz çünkü kalitesizliğin ucuz mal için ilk şart olduğu bir dünyada yaşar olmuşsuz.. Artık fiyatların bir önemi kalmamış zira... Eski şirin bakkal amcaların yerini zoraki gülümsemeye çalışan büyük marketlerin tezgahtarları almış çünkü.. Artık onlar ne derlerse o olma devri başlamış, kaliteyi de ucuzu da onlar öyle olduğunu söylüyor diye öğrenir olmuşuz...
Biz bu kafayla dünyanın en pahalı benzinini kullanıp, en pahalı iletişiminden istifade etmeyelimde ne yapalım... Hepsinden önemlisi tam 37 yıldır en kalabalık şehrimizin iki yakasını birbirine bağlayan köprüsünden geçerken bile birilerine çılgınca para kazandırmayalımda ne yapalım... Biz bu kafayla birbirimizi sömürmeye devam edelim... Deveye diken lazımsa bize de ne lazımdır onun adını koymadan yaşayalım kör topal... Kıssadan hisse dostlar... Birileri bize günaydın demeden günü ağartma adına...

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...