
Televizyon, hayatımızın o kadar içine girmişki.. Hiç tanımadıklarımızı alıyoruz içimize, sevgi ile takip ediyoruz.. üzüntülerinde üzülüyoruz, sevinçlerinde onlardan çok heyecanlanıp mutluluk çığlıkları atıyoruz.. Günün birinde öldüklerinde belkide aileden biri ölmüş gibi kahroluyoruz... Yas tutuyoruz... Bu çok duygusal bir millet olduğumuzdan mıdır bilemiyorum... Ancak bildiğim tek gerçek, Defne'yi sevmeyenin olmadığı.. Çok fazla iş yapmamıştı belki.. birkaç dizide oynamış, sunuculuk yapmış, en sonda bir dans yarışmasının zıpır kızı olmuştu..
Yarışmadan elendi ve birkaç gün sonrada öldü... Allah rahmet eylesin Defne, huzur içinde yat çünkü hafızalarda yer ettin...
Her gün bir yerlerde insanlar ölüyor... Yada her camiden bir cenaze kalkıyor, gördüğümüzde bir rahmet okuyup geçiyoruz ama televizyondan takip ettiğimiz ve sevdiğimiz biri ölünce dağılıyoruz... Aslında herhangi bir camiden kaldırılan bir ölüden farkı yok.. her ikiside bize aynı uzaklıkta... Ama izlemeye alıştığımız insanların ölümünü kabullenemiyoruz, bakıp geçemiyoruz... Tıpkı 60'ını devirmiş tansiyon hastası annem gibi, tıpkı ihtiyar koltuğunda oturup ölümü bekleyen yaşlı dedeler gibi, tıpkı benim gibi.... Biz seni tanıdık, sevdik senin bizim varlığımızdan haberin bile olmazken... İşte diyor insan, üretmek ve sunmak, birazda sempatik oldunuzmu bir kahraman oluyorsunuz.... bence modern çağın kahramanlığıda böyle bir şey... Truva efsanesindeki gibi kahraman olmak için öldürmeye, dünyayı ele geçirme planları yapıp binlerce insanı katletmeye gerek yok... Defne kısa ömründe içimizde bir tatlı anı olarak kaldı, bir buse oldu ve gitti... İyi yolculuklar, iyi uykular zıpır kız...Yarım kalan hayatını yokluklarda tamamlaman dileği ile.....
2 yorum:
Allah rahmet eylesin. Neşesiyle sevdirmişti kendisini.
Evet, annem hala ağlıyor...
Yorum Gönder