Gözlerindeki yaş, yanaklarından süzülüyordu, titreyen dudaklarını durdurmak için eliyle müdahale etti ama nafile. Sonra yalnız olduğunu düşününce bıraktı kendini. Şimdi hem yaşlar boşalıyor hemde dudakları titriyordu genç kadının.. Bir yandan ağlıyor bir yandan da anlamaya çalışıyordu ağlama sebebini. Düşünemiyor sadece ağlıyordu. Son zamanlarda bir haller olmuştu, kendisinin bile anlam veremediği bir haller..
Hıçkırıkları hız kesti, yavaşça uzandı, başını yastığa koyup gözlerini tavana dikti.. Boşluğa baktı bir müddet. Mutsuzdu ama sebebini bilmiyordu, ağlıyordu ara ara ama kimin için olduğunu bilmiyordu.. yada ne için..
Bu duygularla boğuşurken kızı geldi yanına, hayatının tek anlamlı insanı, yaşama umudu olan tek varlık. Onu hayata bağlayan tek umudu.. Oynaştılar anne kız, kızına ödevlerinde yardım etti. Beraber pasta yapıp yediler. Akşam her zamanki masalı anlatarak uyuttu kızını.. Sonra kendisi de daldı bir köşede, kızını seyrederek.
Kızı doğduğundan beri böyleydiler. Kızının babası, severek evlendiği adam, terk edip gitmişti. Zaten o gitmese kendisi bırakacaktı. Evlenmeden önceki adam değildi çünkü, hamileyken bitirmişti her şeyi kafasında.. Şimdi ondan kalan tek şey biricik kızıydı. Ayda bir kızıyla görüşüyordu ama kızı hiç istemiyordu babasını görmek. Olsun görmeliydi, ne de olsa babaydı. İstemiyordu kadın, kopsun babasından kızı..
Ertesi gün kızı okuldayken, kadın tek başına evdeydi. Televizyon seyrediyordu bir başına.. Sonra ekranın altından bir haber geçtiğini gördü.. Bir çatışmadan bahsediyordu, birde yaralı bir subayın ismi geçiyordu altında. İsim hiç yabancı gelmedi. Hemen internetten araştırdı. Fotoğrafını buldu.. Ekranın başında taş gibi kaldı.. Bu yaralı subay.. Gencecik bir kızken deli gibi aşık olduğu adamdı.. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı. Önce korktu. "Aman Allah'ım" diye bağırdı. Ulaşmak, bulmak istiyordu ama nasıl bulacağını bilemedi. Yaralıydı, Ankara'da GATA'da yatıyordu. Telefonunu buldu. Bilgi almak istedi ama söylemediler. Telefonda bilgi veremeyeceklerini söylediler..
Ertesi gün GATA'nın bahçesinde bir bankta oturuyordu. Buraya kadar gelmişti ama nasıl yanına gidecek. Gidip ne söyleyecek. Kendini nasıl hatırlatacak... Bir sürü soru vardı kafasında.. Orada o bankta kaç saat oturduğunu bilmiyordu. Cesaretini toplayamadı, gidemedi gençlik aşkının yanına.. Yarasının çok önemli olmadığını, birkaç güne taburcu olacağını öğrendi sadece.. O gece Ankara'da bir otel odasında bir başınaydı. Annesi ve kızıyla konuştu telefonda uzun uzun. Ankara'ya apar topar gelebilmek için kızını annesine bırakmıştı. Durumu olduğu gibi anlatmıştı ve annesi sadece "hadi git" demişti. Çünkü kızını uzun zamandır böylesine heyecanlı görmemişti. Evet gerçekten çok heyecanlıydı, kalbi hala çılgınca atıyordu. O gün görememişti belki ama olsun izini bulmuştu. Artık biliyordu yaşadığını. O gece odasında dolandı durdu. Ne dışarı çıkmak ne de bir şeyler yemek istiyordu. Banyoya girdi, aynada gülümseyen yüzünü fark etti..Tekrar baktı, yakınlaştı inceledi.. Gülümsüyordu... Gözlerinin içi gülüyordu.. İçi içine sığamıyordu. "toparlan be kadın" dedi kendi kendine.. ama olmadı, yatağa uzandı, gözlerini tavana dikti, kollarını başının altına aldı ve gülen gözlerle baktı.. uyuyamadı sabaha kadar..
Ertesi gün yine aynı bankta oturuyordu. Ama bu sefer kararlıydı, görecekti, gidecekti yanına.. Gitti.. Odanın kapısı hafif aralık olduğundan içeri kenardan baktı. Görmek istiyordu ama hakkında hiç bir şey bilmiyordu. Evlimi, bekarmı.. Gözlerini kapattı.. Müsabakaya çıkacak bir sporcu gibi konsantre oldu ve girdi odaya. Uzanmıştı yatağa, televizyon seyrediyordu adam. İçeri girdiğini görünce ona doğru baktı. Tanıyamamıştı "buyrun" dedi sadece..
-geçmiş olsun, yaralanmışsın.. dedi kadın mahçup bir sesle..
-teşekkür ederim tanıyamadım..
-ben... dedi ve kaldı kısa bir süre.. sonra toparlandı, kafasını kaldırdı, ellerini yumruk yaptı, cesaretlendi..
-tam 16 yıl önce gencecik bir kızdım. sana aşıktım deli gibi. ama söyleyemedim. sen ve ben hemen her gece konuşurduk. iki defa görüştük. sen beni çok da görmezdin ama ben sana aşıktım hemde çılgıncasına. Tabii o zamanlardı, şimdi öyle değil. Yaralandığını duydum geldim.. geçmiş osun.... dedi hiç durmadan, nefes bile almadan..
-nerde konuşurduk. dedi adam tebessüm ederek..
-telefonda canım
-ve sen beni duydun. bunca yıl sonra geçmiş olsun demeye geldin öylemi
-evet
-aşkının bittiğine emin misin?
hiç bir şey söylemedi. utandı, yüzüne bakamadı, bakışlarını kaçırdı.
-iyimisin? dedi kadın biraz meraktan birazda odadaki büyülü havayı dağıtmak için.
-iyiyim, çok iyiyim üç güne kadar çıkıcam..
-geçmiş olsun, ben şimdi gidiyorum, gene gelirim..
-teşekkür ederim, beklerim..
kadın yavaş yavaş yürüyerek kapıya yanaştı, çıkmadan önce adam kadına seslendi. "Zeynep, Zeynep'ti dimi?" dedi.. Kadın döndü koşarak adamın boynuna sarıldı... "biliyordum unutmadığını, biliyordum unutmadığını" diye tekrarlıyordu.
Adam, kadının elini tuttu, yanağını okşadı. "bunca yıl beni unutmayan, yaralandığımda koşarak bana gelen bir kadının adını nasıl unutabilirdim" derken bir yandan da kadının gözlerindeki ışıltıya hayranlıkla bakıyordu..
Kadın iki gün daha kaldı Ankara'da ama artık dönmesi gerekiyordu. Kızına, kendini bekleyen dünyasına döndü. Bu iki gün boyunca yıllar önce aşık olduğu adamı, her gün görmüş, uzun uzun sohbet etmişlerdi. Hayatı onunla tekrar anlam kazanmıştı. Artık ağlamıyordu, artık gözlerinden yaşlar değil ışıltılar saçılıyordu. İçindeki mutluluğu durduramıyor, etrafına gülücükler dağıtırken, yaydığı enerji herkesi mutlu ediyordu.
Şimdilerde hâla telefonda görüşüyorlar, ikisi de kendi dünyalarında yaşıyorlar. İkiside içlerindeki boşluğu dolduran tarif edemedikleri bir duyguyla yaşıyorlar. Ama en çok da kadın, aşkının götürdüğü yere gitmek için yaptıklarından kendini daha çok seviyor, kendiyle daha bir barışık yaşıyor.. Hayatın götürdüklerinden çok getirdikleri de olabileceğinden ümidini kaybetmeden yaşamaya devam ediyor. Arada aşkının o sıcak sesini duyarak yaşamak bile ona yetiyor...
Sayfalar
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Nisan 2011 Çarşamba
10 Şubat 2011 Perşembe
40 yıl sonra da olsa bitmeyince bitmiyor işte...
Adamın biri, 70'inde, usulca iniyor eski mahallesindeki uzun merdivenlerden.. Arada merdiven korkuluklarına yaslanıp soluklanıyor.. karşıdan 15- 16 yaşlarında iki çocuk koşturarak geliyorlar, biri çarpıyor adama.. Basamaklardan birine kıçüstü oturuyor.. Doğrulamıyor, öylece oturuyor.. Dalıyor yıllar öncesine... Derin bir oh çekerek..İlk aşık olduğunu sandığı yerdi burası, ilk sevdiğini sandığı kızla buradan yukarı çıkarken yorulduğunu çaktırmamak için nefesini tutardı ara ara, o vaziyette gülerek bakardı.. Bazende yoruldum diyen sevdiğini alırdı kucağına, çıkarırdı tüm basamakları, yorulur hatta kalbi gümbürderdi ama vazgeçmezdi.. Son olarak da burada, tam bu düştüğü yerde görmüştü onu.. 3 yıllık bir nişanlılık döneminden sonra bu merdivenlerde bitmişti her şey.. Bi daha da gerçek anlamda(!) hiç evlenmemişti.. Terk etmişti oraları.. Yıllar sonra geldi işte.. Nerden bilebilirdi ki o çarpıp düşüren çocukların sevdiği kadının torunları olduğunu, basamakların en altında o şirin yüzüyle ilk ve son aşkını görene kadar...
Kadın korkuluklara tutunarak çıkıyor kafasını kaldırmadan.. Adam şaşkınlık içinde ama biliyor o olduğunu.. Yaşlı kalbi hareketlendi, "olamaz, olamaz" diyordu sürekli mırıldanarak.. Kadın şimdi tam karşısında, kafasını kaldırıyor, sessiz bi bakışma.... Kadın şaşkınlık içinde anlam vermeye çalışarak bakıyor adama.. İkiside sessiz.. ama düşündüğünüz gibi olmuyor kadın adamı tanımıyor... Yavaşça yanından geçip gidiyor... Ama dayanamıyor adam, arkasından usulca adını sesleniyor... Kadın duruyor ama arkasını dönmüyor.. Adam tekrar sesleniyor.. Kadın yüzünü dönmeden "niye geldin" diyebiliyor sadece... Adam "ölmeye" diyor fısıldarcasına.. Kadın yavaş yavaş dönüyor, adamın yanına basamağa oturuyor...
- Doğduğun yerde ölmek zorundamıydın?
- Nerede ölseydim? hem bu mu ilk söyleyeceğin cümle? bunca yıl sonra
- Ne söyleseydim? Seni çok özledim deyip saçmalasamıydım.. Bunumu duymak istedin?
- En azından nasılsın diyebilirdin..
- Nasıl olduğunu dedin ya.. Hem sende bana hesap soracağına.. Kendi laflarını düşünsen ya...
- Hiç mi değişmez insan, hiçmi olgunlaşmaz..
- Sen değiştiğinimi sanıyosun.. Bu acındırma halleri ile kandırmadınmı hep beni.. Yok efendim, çok iyi işler yapmalıymış, bunun için çok çalışmalıymış, kimsesi yokmuş, insanlar hep bunu kullanıyomuşş. Bana bekle dedin, sonra ne oldu.. Yurt dışına çıkıp çalışmaya karar verdin.. Bana ne dedin bekle beni döneceğim... Ne döndün ama,,, 40 yıl sonra...
- Sende evlenmeseydin hemen..
- Yaa sen ilk ayında evlendin be ejnebi bir karıyla..
- İyide o formaliteydi, vatandaşlık almak için..
- Hem sen buralardan gitmeden bitmemişmiydi her şey..
- Sen bitirdin hemde tam burada...
Uzun bir sessizlik olur. İkiside sinirli sinirli yere bakarlar... Sessizliği kadın bozar
- Neden geldin?
- Dedim ya..
- Ne dedin.
- Hastayım ben, çok az zamanım kaldı..
- Ne hastalığıymış bu?
- Az zamanım kaldı diye kimler der?
- Yaa be adam bir kere olsun açık konuşsan ya...
- Sende bir kere anlasan..
Sessizlik olur gene, ama bu sefer kadın adamın yüzüne bakıyor, adamın yüzü yere dönük.. Adam usulca sorar.
- Kocan sağmı?
- Neye sordun?
- Bilmem..
- Yok öldü 12 sene önce..
Adam başını kaldırır yerden.. Bakışırlar bir müddet, kadın kaçırır gözlerini..
- Kime gidecen?
- Bakarım buralarda bir ev falan bulursam, olmazsa otelde kalır her gün buraya.... cümleyi tamamlayamaz susar..
- Eeee
- Yok bişey..
- Be adam sen benim içinmi geldin?.. Bir sessizlik daha ama bu sefer ikisinin gözleride kesişmiştir.. Uzunca bir zaman öyle kalırlar.. Adam derin bir nefes alır, kadının elini avucuna alarak hafifçe okşar.. Sertçe çeker elini kadın..
- Git burdan.. der zorlama bir ses tonuyla..
- Olmaz gidemem.. Sana geldim ben...
Tekrar kadının elini alır avucuna ve öylece bakışırlar.. Kadın ne elini çeker nede gözlerini kaçırır... O iki çocuk gelir, anlam veremezler gördükleri manzaraya... "Babaanne" der ufak olanı. ''Araba bekliyo seni ne zamandır, gelmicenmi?''. Kadın adamın yanından kalkar "gitmeliyim" diyerek..
Adam da kalkar peşlerinden gider, yukarıya kadar.. kadın bir ambulansa biner ve uzaklaşır.. Anlam veremez, hemen bir taksi çevirip peşlerinden gider.. Hastaneye giderler. Kadın ambulanstan sedye ile iner.. Adam peşlerinden... Burası hastane değil bir diyaliz merkezidir.. Adam büyük bir merakla kadının götürüldüğü odaya gider.. Gördüğü manzara karşısında titrer.. Yanaşır yanına oturur.. Çocuklar anlamsız gözlerle babaannelerine bakarlar... Kadın torunlarına "Yabancı değil" der. "Çocuklar siz dışarda bekleyin" diyerek adamın elini tutar..
- Hoş geldin...
Adam şaşırmış bir halde
- Sen neden... kadın ağzını kapatır.. Sus dinle diyerek başlar anlatmaya..
- Sen gittin, evlendin. ben yıkıldım. Belli etmedim.. ne de olsa bitmişti her şey ama kabullenemedim..
Adam: yaa formaliteydi oo. neden anlamıyon.. Kadın bu sefer bağırarak..
- Ben ne anlarım formalite mormalite evlenmiştin işte..
- Sen niye evlendin o zaman..
- Ben senden sonra evlendim..
- Ne fark eder evlenmeseydin..
- Ne için?
- Gelecektim ben ama gelemedim evlendiğini duyunca..
- Ben sen evlendin diye evlendim der kadın sinirlenerek..
- Bende sen evlendiğin için gelemedim... der adam ve devam eder, kadının gözlerinin içine bakarak..
-Tamam evlendim ama sana diyemedim, formaliteydi çünkü duyarsa ne der diye düşündüm.. Giderken bitirmiştin her şeyi.. Ama gelecektim gene.. Ne biliyim senin duyacağını..
Kadın "tamam tamam" diyerek susturur adamı..
-40 yıl sonra birbirimize neyi anlatıyoruz ki.. Ben işte bu halde, sen öleceğini söylüyon.. Ne saçmalıyoruz ki biz..
-Eee yani... der ve merakla bakar kadının gözlerine..
Kadın kocası öldükten sonra yalnız yaşamaya başlamıştır.. Torunları diyalize gireceği zaman babaannesini alıp diyaliz merkezine götürüp getiriyorlardır sadece.. Onun dışında her işini yalnız yapıp kurduğu dünyasında bugüne kadar yaşamıştır.. Şimdi 40 yıl sonra gelen ilk aşkının elinden tutup evinin kapısını açmıştır ama önce nikah kıydırmak şartı ile..... Sonrasında ne olduğunu ve bu ikilinin öldüren diyaloglarını daha sonra size ara ara yazacağım...
4 Ocak 2011 Salı
Hayat işte...
Genç bir kız.. daha 19 var yok..Aşık olmuş işte..Heyecan içinde sarıldı telefona bugün onunla konuşacak.. Ama o bilmiyor.. kızın aşkından haberi yok..Ona göre arada bir konuştuğu, dertleştiği biri. olsun kızın umurunda değil..Şimdilik buda yeter diyor benim için..Yetiyorda.. telefonda 15 dakika konuşuyor onunla ne konuştuğu önemli değil.. Tuhaf ama aşık olduğu adamın sarhoşluğunu fark etmedi bile konuşurken.. oysa adam ona sevgilisini anlatmıştı uzun uzun, telefonda.. Kız telefon ahizesini göğsüne kapatıp tüm içtenliği ile gülümsedi.. Mutluydu. Ona göre aşk böyle bir şeydi.. sevdiği ile konuşabilmek sadece...karşılık beklemeden.. Böyle sürdü gitti... ne adam kızın duygularını anladı nede kız söyleyebildi, yapılan konuşmaların herhangi birinde.. Ama her konuşmadan sonra kızın aşkı dahada alevlendi.. Görmek istedi, biraz daha yakınlaşmak.. Ama etrafı kalabalıktı sevdiği adamın ..korktu.. fark etmedi zaten adam onu, karşılaştıkları bir yerde.. kalabalıktı etrafı yine..
Aylar geçti artık adam, yeter dedi görüşelim seninle.. her gün onu arayan kız nasıl biri diye merak etti..Tanımıyordu, sadece ipek sesi etkilemişti onu.. Ama olmadı işte bir türlü buluşamadılar kız korktu hep, rüyalarındaki adam onu incitirmi diye.. Ama oldu en sonunda bir gün buluştular.. kader işte... o gün adamın artık oralardan gideceği gündü.. Görüştüler ve adam gitti.... Kız sarsıldı.. Hiç birşey söylememişti yine..sadece 5 dakika ayaküstü konuşmuşlardı o kadar.. Yıllarca düşündü, hiçbir zaman unutmadı ilk aşkını, ilk platonik aşkını..
İzini kaybetmişti artık.. Hayat devam ederken, onu aradı herkes de, o sesi.. Bulamadı.. ama hayat işte.. Evlendi çocuk yaptı sonra birden ayrıldı eşinden.. sanki içinde hala o aşkı vardı, vazgeçmek ne kadar zordu..
Yıllar sonra buldu ilk aşkını, nasıl olduysa buldu işte.. İlk başta hatırlamadı adam onu.. Zaten hatırlaması da imkansızdı aradan 20 yıl geçmişti.. Ama sonra hatırlattı kız kendini. Gerçi içinde 20 yıl önceki heyecan kalmamış gibiydi başlangıçta.. yine konuştular dertleştiler yüz yüze gelemeden.. Kız aşık oldu yeniden umutsuzca.. Ama bu sefer adamda biliyordu aşkını çünkü kız artık 19'unda değildi duygularını açmayı öğretmişti hayat ona.. Ama artık çok geç kalmıştı sanki.. İkiside farklı hayatlarda, ikiside farklı dertteydiler.. Adam sordu kıza "O zaman neden açılmadın bana" diye Kız "Fark etmezdinki beni" dedi.. "Ben o zaman aşkımı böyle yaşamak istedim ama şimdi haykırmak istiyorum" dedi.. İkiside biliyorlardı ki... bu aşk hikayesi geçmişte tek taraflı başlamıştı ama şimdi korlaşarak büyüyordu.. yıllar oldu yüz yüze gelemediler gene. Kızın çocuğu büyüdü, kendisi yaşlandı, adam mı??.. Oda hayatın içinde yaşayıp gitti. Nedense 20 yıl sonra gelen itiraf birleştiremedi onları.. hayat devam ederken taşlarda oturmuştu artık, onları oynatıp yeniden bir şeyler yaşanamadı..
Kız şimdi torunlarına bakıyor.. 2 torunu var.. onlarla mutlu.. arada sevdiğinden haber alıyor ve hala gülümsüyor, her telefon konuşmasından sonra.. Adam da... yaşıyor kalabalıkların arasında sahte aşkları ile...
Aylar geçti artık adam, yeter dedi görüşelim seninle.. her gün onu arayan kız nasıl biri diye merak etti..Tanımıyordu, sadece ipek sesi etkilemişti onu.. Ama olmadı işte bir türlü buluşamadılar kız korktu hep, rüyalarındaki adam onu incitirmi diye.. Ama oldu en sonunda bir gün buluştular.. kader işte... o gün adamın artık oralardan gideceği gündü.. Görüştüler ve adam gitti.... Kız sarsıldı.. Hiç birşey söylememişti yine..sadece 5 dakika ayaküstü konuşmuşlardı o kadar.. Yıllarca düşündü, hiçbir zaman unutmadı ilk aşkını, ilk platonik aşkını..
İzini kaybetmişti artık.. Hayat devam ederken, onu aradı herkes de, o sesi.. Bulamadı.. ama hayat işte.. Evlendi çocuk yaptı sonra birden ayrıldı eşinden.. sanki içinde hala o aşkı vardı, vazgeçmek ne kadar zordu..
Yıllar sonra buldu ilk aşkını, nasıl olduysa buldu işte.. İlk başta hatırlamadı adam onu.. Zaten hatırlaması da imkansızdı aradan 20 yıl geçmişti.. Ama sonra hatırlattı kız kendini. Gerçi içinde 20 yıl önceki heyecan kalmamış gibiydi başlangıçta.. yine konuştular dertleştiler yüz yüze gelemeden.. Kız aşık oldu yeniden umutsuzca.. Ama bu sefer adamda biliyordu aşkını çünkü kız artık 19'unda değildi duygularını açmayı öğretmişti hayat ona.. Ama artık çok geç kalmıştı sanki.. İkiside farklı hayatlarda, ikiside farklı dertteydiler.. Adam sordu kıza "O zaman neden açılmadın bana" diye Kız "Fark etmezdinki beni" dedi.. "Ben o zaman aşkımı böyle yaşamak istedim ama şimdi haykırmak istiyorum" dedi.. İkiside biliyorlardı ki... bu aşk hikayesi geçmişte tek taraflı başlamıştı ama şimdi korlaşarak büyüyordu.. yıllar oldu yüz yüze gelemediler gene. Kızın çocuğu büyüdü, kendisi yaşlandı, adam mı??.. Oda hayatın içinde yaşayıp gitti. Nedense 20 yıl sonra gelen itiraf birleştiremedi onları.. hayat devam ederken taşlarda oturmuştu artık, onları oynatıp yeniden bir şeyler yaşanamadı..
Kız şimdi torunlarına bakıyor.. 2 torunu var.. onlarla mutlu.. arada sevdiğinden haber alıyor ve hala gülümsüyor, her telefon konuşmasından sonra.. Adam da... yaşıyor kalabalıkların arasında sahte aşkları ile...
3 Ocak 2011 Pazartesi
Aşk yokk.. mu?
Facebookta dolaşan bir cümle var aşk üzerine.. Bir arkadaşım paylaşmış.. Dayanamadım birşeyler yazmalıyım dedim hemen.. Diyor ki özetle.. İki el tuttum biri hayatımı kararttı, diğeri hayatıma güneş oldu..Karartan aşk, aydınlatan anne.. Biri canlı, sevgi dolu bir varlık, diğeri soyut bir kavram.. İkisini karşılaştırmak fikri kimden nasıl çıkmıştır bilmiyorum ama..... aşkı sevmiyoruz, vazgeçemiyoruz da..
Bugüne kadar aşk üzerine yazılan yazıları peşpeşe koysanız değil Ay'a Nebula'ya yol olur..Hepsinde de gizliden bir nefret vardır aşka.. Aşk mutlaka hep sömürmüştür.. Aşk mutlaka hep darmadağınık etmiştir.. Aşk terketmiştir.. Bu kadar mı acımasızdır bu aşk?. E o zaman neden aşk arar durur bu insanoğlu, neden bütün şarkılar aşk üzerinedir. Neden bir filmde aşk yoksa o film para etmez.. Biz neyi seviyoruz aşkı mı? aşk acısını mı??..
Aslında aşk diye birşey yoktur diyeceğim ama "Çok klasik oldu" diyeceksiniz. "Aslında aşk duygularımızın yarattığı bir tuzaktır" diyeceğim.. "Nasıl" yani diyeceksiniz.. bende madde madde sıralayacağım..
1. Aşk duygusal bir köleliktir..
2. Aşk karşılıklı menfaatlerin çakıştığı görünmeyen bir antlaşmadır.
3. Aşk boşluktaki birinin tutunduğu kuru bir daldır
4. Aşk özgüvensiz birilerinin sığındığı bir limandır.
5. Aşk beynimizin duygularımızı kullanarak bize kurduğu bir tuzaktır. Bu tuzağa hep bilerek düşeriz ama...
6. Aşk yağmurdan kaçarken doluya yakalandığımız an gibi bizi en çaresiz anlarımızda yakalayan bir fırsatçıdır..
7. Sevginin anlamını bilmeden, şefkat gösteren herkesi sevgi dolu zannederek adını koyduğumuz bir duygudur aşk..
8. Aşk kadın erkek arasında oluştuğu sanılan duygu sağanağının durulduğu andır..
Bu maddeleri günlerce yazabiliriz.. Ama asıl aşk ruhani, uhrevi bir duygudur.. Bunu açıklamakta, anlamakta bir dünyalının işi değildir.. Öyleyse neden boğuşuruz bu kadar?? Çünkü korkarız eşsiz kalmaktan. Ama bunu nedense kendimize dahi itiraf edemeyiz. Sonrada ulaşamayız, vururuz yerden yere. Adamda yada kadında (ki daha çok adamdır yanlış yapan) buluruz aşkın suçlarını. Birlikte olduğumuz kişiye körü körüne teslim olurken hiçbir şeyin muhasebesini yapmayan beynimiz, nedense sonraları sorgular durur. Bizde ne deriz buna Aşk bitti... Yani tuzak çalışmıştır.. Bizde tuzağa düşmüşüzdür.. Hadi çık bakalım içinden. Aslında bir alışkanlık yada fedakarlıkların karşılığını beklemekten başka bir şey yaşamamış olan bizler.. Tuttururuz bir aşk yarası hikayesi.. Gireriz derin bunalımlara, güya kurtarırız kendimizi terk edilmişliğin verdiği acıdan. Aslında beynimizin yarattığı duygusal tuzaktan kurtulmaya çalışmaktan başka bir şey değildir yaptığımız..
Sonrada Ferhat'ın Şirin'e ulaşmak için dağları delmesinden bahseder, herkesten delecek bir dağ bulup aşkını ispat etmesini bekleriz. Ama sonunda birbirlerine kavuşamadan öldüklerini bilemeyiz.. Neden ölmüşler çünkü kandırılmışlar.. ayrıntıyı siz araştırırsınız. Söylemeye çalıştığım aşk için ölmek duygusu var olduğu müddetçe aşkı kavramak dahada imkansızlaşacaktır.. Aslolan ölmek değil aşkın peşinden gitmek ise. Ulaşıldıktan sonra bitmesi ne kadar zaman alacak.. Ama mutlaka bitecek.. Sonra da başka aşklara yelken açmalar mı başlayacak.. Aşk sınırsız yaşanabiliyorsa.. O zaman bu kadar yaralanmak niye..
Aşk var ise yakalayın ama unutmayın görünmeyen şeyleri sadece yakaladığınızı sanırsınız...
Bugüne kadar aşk üzerine yazılan yazıları peşpeşe koysanız değil Ay'a Nebula'ya yol olur..Hepsinde de gizliden bir nefret vardır aşka.. Aşk mutlaka hep sömürmüştür.. Aşk mutlaka hep darmadağınık etmiştir.. Aşk terketmiştir.. Bu kadar mı acımasızdır bu aşk?. E o zaman neden aşk arar durur bu insanoğlu, neden bütün şarkılar aşk üzerinedir. Neden bir filmde aşk yoksa o film para etmez.. Biz neyi seviyoruz aşkı mı? aşk acısını mı??..
Aslında aşk diye birşey yoktur diyeceğim ama "Çok klasik oldu" diyeceksiniz. "Aslında aşk duygularımızın yarattığı bir tuzaktır" diyeceğim.. "Nasıl" yani diyeceksiniz.. bende madde madde sıralayacağım..
1. Aşk duygusal bir köleliktir..
2. Aşk karşılıklı menfaatlerin çakıştığı görünmeyen bir antlaşmadır.
3. Aşk boşluktaki birinin tutunduğu kuru bir daldır
4. Aşk özgüvensiz birilerinin sığındığı bir limandır.
5. Aşk beynimizin duygularımızı kullanarak bize kurduğu bir tuzaktır. Bu tuzağa hep bilerek düşeriz ama...
6. Aşk yağmurdan kaçarken doluya yakalandığımız an gibi bizi en çaresiz anlarımızda yakalayan bir fırsatçıdır..
7. Sevginin anlamını bilmeden, şefkat gösteren herkesi sevgi dolu zannederek adını koyduğumuz bir duygudur aşk..
8. Aşk kadın erkek arasında oluştuğu sanılan duygu sağanağının durulduğu andır..
Bu maddeleri günlerce yazabiliriz.. Ama asıl aşk ruhani, uhrevi bir duygudur.. Bunu açıklamakta, anlamakta bir dünyalının işi değildir.. Öyleyse neden boğuşuruz bu kadar?? Çünkü korkarız eşsiz kalmaktan. Ama bunu nedense kendimize dahi itiraf edemeyiz. Sonrada ulaşamayız, vururuz yerden yere. Adamda yada kadında (ki daha çok adamdır yanlış yapan) buluruz aşkın suçlarını. Birlikte olduğumuz kişiye körü körüne teslim olurken hiçbir şeyin muhasebesini yapmayan beynimiz, nedense sonraları sorgular durur. Bizde ne deriz buna Aşk bitti... Yani tuzak çalışmıştır.. Bizde tuzağa düşmüşüzdür.. Hadi çık bakalım içinden. Aslında bir alışkanlık yada fedakarlıkların karşılığını beklemekten başka bir şey yaşamamış olan bizler.. Tuttururuz bir aşk yarası hikayesi.. Gireriz derin bunalımlara, güya kurtarırız kendimizi terk edilmişliğin verdiği acıdan. Aslında beynimizin yarattığı duygusal tuzaktan kurtulmaya çalışmaktan başka bir şey değildir yaptığımız..
Sonrada Ferhat'ın Şirin'e ulaşmak için dağları delmesinden bahseder, herkesten delecek bir dağ bulup aşkını ispat etmesini bekleriz. Ama sonunda birbirlerine kavuşamadan öldüklerini bilemeyiz.. Neden ölmüşler çünkü kandırılmışlar.. ayrıntıyı siz araştırırsınız. Söylemeye çalıştığım aşk için ölmek duygusu var olduğu müddetçe aşkı kavramak dahada imkansızlaşacaktır.. Aslolan ölmek değil aşkın peşinden gitmek ise. Ulaşıldıktan sonra bitmesi ne kadar zaman alacak.. Ama mutlaka bitecek.. Sonra da başka aşklara yelken açmalar mı başlayacak.. Aşk sınırsız yaşanabiliyorsa.. O zaman bu kadar yaralanmak niye..
Aşk var ise yakalayın ama unutmayın görünmeyen şeyleri sadece yakaladığınızı sanırsınız...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
