Sayfalar

Aşk hikayesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk hikayesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2011 Salı

40 yıl sonra da olsa bitmeyince bitmiyor işte... (final)

 40 yıl sonra da olsa bitmeyince bitmiyor işte... (2'nci bölüm)
40 yıl sonra da olsa bitmeyince bitmiyor işte... (1'inci bölüm)
Kadın göz yaşları içinde ağrılarına aldırış etmeden meraklı gözlerle doktora bakıyordu.. Doktor kadına yaklaştı elini omuzuna koyup yavaşça yerine yatırdı.. Gülümseyerek "merak etme senin iyi olduğunu görmeden ölmeye niyeti yok" dedi..
- Hastaydı neden kabul ettiniz böyle bir durumu?? diye haykırdı kızgın bir ifade ile..
Doktor;
- Böbreğinin sağlam olması, uyumlu olması ve bir de gönüllü olması önemli.. Bunların hepside tamamdı bu sebepten sorun yok merak etmeyin..
- Ama hangi arada...? Tamam anlaşıldı durum hemen görmek istiyorum, beni ona götürün... diyor bir yandanda doğrulmaya çalışıyordu.. Doktor "tamam sakin ol, henüz değil, ikinizinde toparlanmanız gerek biraz." Kadın çaresiz uzandı yatağına.. usulca "Beni yalnız bırakın o zaman" diyebildi.. Herkes çıkmıştı odadan. Gözünü tavana dikti.. Başlangıçtaki sinirli yüzü gevşedi hafiften tebessüm ederek "Allah'ım beni sınıyormusun? Bu adamı neden gönderdin bana. İçimde öldürdüğüm duygularımı, aşkımı, hislerimi nasıl canlandırmamı istiyorsun bu saatten sonra.. bana yol göster.. Nasıl davranmalıyım.. Eğer sınıyorsan, kaybettim tamam teslim oluyorum ama sana yalvarıyorum O'na da bir şans ver.. Artık onsuz olamam." Bu duygularla uykuya daldı..
Saatler sonra gözlerini açtığında yanı başındaydı ona yeni bir hayat vermiş olan adam..
- Neden yaptın böyle bir şeyi?
- Yaşamanı istedim hiç bir yere ve hiç kimseye bağlı olmadan..
- Ama ne zaman hangi arada yaptın bütün bunları?
- Ne önemi var ki
- Önemi var çünkü kendini suçlu hissetmeni istemiyorum.. Bir diğer konuda kendimi borçlu hissetmek istemiyorum..
- Borçmu?? Sana borç vermedim ki hediye ettim.. dedi gülümseyerek ve devam etti..
- Seni ilk diyaliz makinesine bağlı olarak gördüğüm zaman verdim kararımı.. Hemen o gün gerekli tahlilleri yaptı doktor ve uygun olduğumu söyledi, en son diyalize geldiğimiz gün de ameliyatı derhal yapmaya karar verdik ama küçük bir oyun yaparak.. sana sorsaydım kabul etmeyeceğini biliyordum, biraz emrivaki oldu ama başka çare bırakmadın ki..
- Sen de hastasın... Ama ben senin hastalığını bile bilmiyorum daha.. Hiç anlatmadın hastayım dedin hepsi bu kadar.. Ne hastasısın sen?
- İnan bana hiç önemi yok.. Şu an senin yanında olmak, elini tutmak ve bir parçamla da olsa hep seninle olacağımı bilmek yetiyor bana..
Adam kadının elini avucunun içinde sıkıca tutarak başını yavaşça kadının yatağına koydu ve öylece kaldılar..

Hastaneden çıkacakları gün ikiside çok sabırsız ve heyecanlıydılar. Orada geçirdikleri gün birbirlerine öylesine alışmış öylesine kenetlenmişlerdi ki, hastanedeki tüm personel onları konuşuyor hatta ziyarete gelip tanışıyorlar, dertleşiyorlar, uzun sohbet ediyorlardı.. O gün şimdiye kadar yapamadıklarını yapmaya karar vermişlerdi. Gençliklerinde buluştuklarında sahilde oturur geçen teknelere bakarlardı.. Kız "bir gün bu teknelerin biriyle açılıp tüm sahili dolaşalım hatta teknede evlenelim" derdi her buluşmalarında. Adam da sözler verir, birazda süslerdi kızın hayallerini.. İşte bugün bir tekne ile tüm sahili dolaşmaya karar vermişlerdi..

Tekne sahilden uzaklaşırken ilk defa birbirlerine sarılmış uzaklaşan sahili izliyorlardı, sanki 40 yıl gençleşmiş, 40 yıl önceki genç kızla genç adama dönüşmüşcesine.. O gün belkide en az konuştukları gün oldu, sarmaş dolaş izlediler sahil boyunu, mutluluklarını martılarla paylaştılar sadece... Hiç kimseyi ve zamanı umursamadan, yarınları düşünmeden, tıpkı bir kelebek misali yaşadıkları günü hayatlarının en güzel günü sayarmışcasına, yaşanan her günün bir ömre değecek kadar değerli olmasını istermişçesine... Akşam dönerken adam sessizliği bozdu..
- Bu akşam eve gitmeyelim, sokaklar bizim, şehir bizim, hayat bizim... Bırakalım kendimizi hayatın içine hadi..
- Tamam artık.. dedi kadın..
- Anlıyorumda biraz haddimizi bilelim istersen.. eve gidelim evdeki hayatta bizim.. Beraber olduğumuz yerin önemi yok.. Ama yoruldum.. Hadi eve gidelim..
Günlerin artık önemi yoktu onlar için.. Sadece yaşıyorlardı hiçbir şeyi düşünmeden.. Ama bir gerçek vardı kaçamayacakları.... Adam gerçekten hastaydı... Her geçen gün biraz daha güçten düşüyordu.. fark ettirmemeye çalışıyordu ama tüm vücudunu saran kanser mutlaka bir gün alacaktı onu sevdiğinin yanından.. Tedaviyi ret ederek gelmişti sevdiğinin yanına.. Artık gücünün tükendiğini saklayamıyordu.. Kadında farkındaydı bunun ama çaresizdi.. 
Bir gece aniden rahatsızlandı adam.. hemen hastaneye kaldırdılar ama doktorlar yapılacak bir şeyin olmadığını evde dinlenmesi gerektiğini söylediler.. İhtiyar karı koca evlerinde ölümü bekliyorlardı çaresizlik içinde ama genede mutluydular birbirlerine büyük bir aşkla bakıyor beraber geçirdikleri her anın keyfini yudumluyorlardı, hiç bitmeyecekmiş gibi..
Bir gün... Adam kadını yanına çağırdı.. Göğsüne yattı ve hiç konuşmadan dinlemesini istedi.. Kadın baktı gözlerine adamın, dinliyorum dercesine..
- Seninle kısacık gibi görünen ama bir ömre sığacak bir hayat yaşadım.. Şimdi olmak istediğim yerdeyim.. Kollarında.. Gidiyorum artık... Biliyorum.. Her yalnız uyandığın sabah elini böbreğinin üstüne koy ve kapat gözlerini ben yanıbaşında olacağım.. Görüntüm olmasa da, senin içinde bir canım artık.. Sonsuzlukta seni bekleyeceğim, sana olan aşkım sana güç verecek ve bundan sonra iki kişilik yaşayacaksın.. Biliyorum... dedi ama birden kasıldı, kadın aldı kucağına adamı, "Aşkım" dedi sadece.. Adam tekrar kasıldı, kadına son kez baktı gülümseyerek.. Son bir güçlede olsa doğruldu, mırıldanarak.."bana aşkım dedin". diyebildi kadının elini sıktı, gözlerine baktı ve gülümseyerek son nefesini verdi.....

Tam 40 gün olmuştu.. 40 yıl sonra gelen büyük aşkı 40 gün yaşatmıştı kadına.. Ama yaşadığı 70 yıldan daha değerli ve anlamlı bir 40 gün... 40 yıl sonra gelmiş 40 gün sonrada gitmişti.. Kadın artık her sabah uyandığında yataktan kalkmadan elini böbreğinin üstüne koyuyor, sevdiği adamı yanıbaşında hissediyor hatta onunla dertleşiyor, bazende kavga ediyordu.. Nedensiz bir huzur vardı içinde zaman, mekan önemini yitirmişti.. Sanki kocasını küçük bir seyahate göndermiş gibi bir gün ona kavuşacağını biliyordu...

Kadın 83 yaşında öldü, ani bir kalp krizinden.. Hiç kimse bilemedi ölüm nedenini... Öldüğü zaman basamaklardan çıkmaya çalışıyordu... Yıllar önce ilk ve son aşkını gördüğü basamaklardan. Kadını adamın mezarına gömdüler... Vasiyet etmişti çünkü.. Buluşmuşlardı, sonsuzluğa el ele çıkmak üzere... Mezar taşına torunları; "Bir aşk hikayesi yaşandı ve şimdi bilinmez bir yerlerde yaşanmaya devam ediyor" diye yazmışlardı... Çünkü onlar da anlamıştı ki gerçek aşklar ölümsüzdür...

14 Şubat 2011 Pazartesi

Sonunu siz yazın...

40 yıl sonra da olsa bitmeyince bitmiyor işte...(1'inci bölüm)
40 yıl sonra da olsa bitmeyince bitmiyor işte...(2'nci bölüm)

Dostlar, size buruk bir aşk hikayesi anlattım.. Yaşlı adamı merak ettiğinizi de biliyorum.. Ama merak etmeyin adam ölmedi.. Ölse de bu hikayenin özü adam ile kadının hikayesi değil aslında.. Hayatın içindeki duygular, o duygularla yoğrulmuş gerçek aşklar ve bunların karşılığında yapılan fedakarlıklar.  Ben elbetteki bir final yazdım ama sonra yayınlamaktan vazgeçtim.. Size bırakmak istedim sonunu, tamamlayın istedim düşünmeden, aklınıza geldiği gibi.. Her son mutlu biter isteriz ama hayata, gerçeklere baktığımızda pek de mutlu sonlar göremeyiz..
Caddelerde el ele dolaşan yaşlı çiftleri de göremeyiz, yıllar sonra aşkının yada içinde büyüttüğü sevdanın peşinde koşan adamları da..
Her biten ilişkinin ardındaki hüznü yaşarız ama bir şans daha vermeyi düşünmeyiz.. Hep bekleriz karşıdaki anlayış göstersin, koşsun gelsin.. Aşkın içine bencilliği sokunca da kalırız orta yerde.. Hayatımız bizi sürükler büyük mutsuzlukların peşinden.. Sonra günün birinde terk ettiğimizi görüncede hesap sorarız acımasızca.. En azından o anların tadını çıkarmak dururken anlık mutsuzluklarla uğraşırız ve son kez bir daha yeniliriz.. Bu sefer tokat yemişcesine hemde...
Kelebekler bir yada iki gün yaşar en fazla, hadi en iyisi üç gün olsun.. Ama o yaşadıkları kısacık ömürlerinde bizim 70 yılda yaşayamadıklarımızı yaşarlar.. Biz koca dediğimiz kısacık 70 yıla sığdıramayız duygularımızı da heyecanlarımızı da.. Hep korkak, hep kaçak oynar sonunda sessizce gideriz öte tarafa... Hırslarımızın kurbanı oluruz ama bilemeyiz ki bu hırsımız bize sadece yeni hırslar kazandıracaktır.. Onların sayesinde de burnumuzun ucundaki gerçek olan hiç bir şeyin farkına varamayız...
Neyse bu kadar açıklama yeter sanırım.. Şimdi hadi hikayenin sonunu bağlayın bakalım... İki gün sonra gerçek sonu yayınlayacağım....
Buda armağan olsun tüm sevenlere....

13 Şubat 2011 Pazar

40 yıl sonra da olsa bitmeyince bitmiyor işte...(2'nci bölüm)

40 yıl sonra da olsa bitmeyince bitmiyor işte...(1'inci bölüm)

İkiside 70'inde, ikiside heyecanlı, ikiside aşk dolu.. güzel bir sabaha uyanıyorlar.. 3 gün olmuş evlenmişler. Ne adam nede kadın çok fazla konuşmamış, el ele dolaşıp göz göze uyumuşlar.. Sabahları ilk kalkan, sofrayı hazırlamış, akşamları beraberce yemek yapmış, aynı kanalı izlemiş, aynı yerde gülmüş, aynı saatte uyumuşlar... Böylece üç gün geçmiş.. Sadece üç gün..
Kadın yataktan kalkarken usulca sesleniyor adama
- Ben bakkala kadar gidiyorum..
- Neden sabah sabah ne alacaksın ki diye soruyor adam başını yastıktan kaldırmadan..
- Hiiç sabahın bu saatinde bakkalı özledim gidip bir göreyim dedim.. Allah Allah yaa ne alacakmışım, evde ne kaldı kahvaltılık biliyomusun acaba..
- Tamam bende ne alacaksın dedim zaten bişeymi dedim..
- Yaa tamam o zaman sen git..
- Yahu ne oldu anlamadımki
- Daha ne olsun imalı imalı soruyosun sabah sabah ne alacaksın diye..
- Tamam ne var bunda, yoruldum be..
- Nee?? yoruldun ha, tabii sen ne zaman zora geldinki zaten, ilk zorda kaçarsın hemen..
- Ne alakası var be kadın..
- Be kadın!!!! Vayy bee, bu kadarmış demek.. der ve söylenerek çıkar yatak odasından..
Adam yatakta doğrulmuş arkasından bakıyordur sadece... "Eee nolucak şimdi" der ve yavaşça kalkar yataktan kadının yanına gider. Kadının suratı beş karış suratına bile bakmaz adamın.. Adam usulca sokulur kadına "tamam ben giderim, ne alınacaktı?" diye sorar.. Kadın aşağılarcasına bakar adama.. "Boş ver gerek yok, olanla idare ederim" der. adamda gülümseyerek "E madem olanla oluyordu bu iş, sabahın köründe neden girdik birbirimize?" der ama genede yumuşatamaz kadını..
O gün kadının diyaliz günüdür ayrıca. öğlene doğru torunları gelir, adam onlara artık babaannelerini kendinin götüreceğini söyler.. öğlen beraber çıkarlar ve giderler diyaliz merkezine..
Kadın makinede bağlıyken adam doktorlar ile görüşür, bilgi alır. Diyaliz bitincede eve dönmek üzere yola koyulurlar.. Adam kadına bakarak mırıldanarak sorar
- Çok canın acıdımı?
- Acımıyo artık alıştım ama sıkıldım artık ne olacaksa olsun
- Ne demek o? ne olacaksa olsun..
- ..........
- Sen çok güçlü bir kızdın.
- Bahsettiğin kız çoktan öldü be adam..
- Olsun ben seni gördüm ya, buldum ya, yılların hiç önemi yok.. Sen benim için 40 yıl önceki aşkımsın hala..
Kadın adamın koluna girer "hadi gel şurada biraz oturalım, eve gitmek istemedim birden" der. Otururlar bir bankın üzerinde bakarlar boşluğa. Sessizliği kadın bozar..
- Biliyormusun....... bir gün geleceğini biliyordum
- Ben seni hiç unutmadımki. Bilseydim kocan ölmüş daha önce gelirdim.. Aslında hastalığımı öğrenince helalleşmek için gelmiştim. şimdi kaybolan yılları şu kısacık ömrümüze sığdıralım..
- Bilmezmisin ki o kaybolan yıllar neler götürdü bizden.. Sığarmı o genç kızın hayalleri şu kısacık ömre..
- Düşünmesek bunları..
- Tabii ya düşünmesek, unutsak her şeyi... Ne kadar kolay sana her şey..
- Şimdi beraberiz ya yetmezmi?..
- Yeter tabii iki tane buruşuk insan, ne heyecan var ne enerji, koklaşarak yaşayan iki ihtiyar, kaybolan yılları sığdıralım tabii yaa.. Bırak hayalleri.. İkimizinde birbirimize hayrı yok. Ben böbrek bekleyen müzmin bir hasta sen ölümü bekleyen anlamsız romantik..
- Ne anlamsızı.. Hem ben romantik olmaya çalışmıyorum ki. Seninle şuan hiç mutlu olmadığım kadar mutluyum.. Sen değilmisin?..
- Mutlu olmak... Ahh ah. Mutluluk dediğin, anlık kelebek duygusu ile yaşamaksa evet mutluyum.. Ama o dediklerini artık zamane gençliği bile umursamaz oldu.. Baksana önümüzden geçenlere.. Şirin bir görüntü gibi bakıyorlar, sanıyorlarki beraber yaşlanmışız, yıllardır beraberiz.. Dalga geçer gibi..
- Tamam bizde öyle düşünsek ne kaybederiz..
- Peki... der kadın ve başını adamın omuzuna dayayarak bakar boşluğa....
O bankın üzerinde otururlar uzunca bir zaman... Hava kararırken evin yolunu tutarlar.. Bakkaldan bir kaç parça yiyecek alarak eve giderler..
Ertesi sabah kadın uyanınca yatakta adamı göremez. Erkenden kalkıp nereye gitti bu adam diye düşünürken.. bir not bulur adamın yastığında.. Açar hemen, okuyunca bir anlam veremez, nota.. "Bugün diyalize ben gelemiyeceğim, torunların götürecek seni, her şeyi hazırladım ben" yazıyordur... "Her şeyi hazırlamak da ne demek be" der. "Hem bugün diyaliz günü değilki" Düşünceli kalkar yataktan.. Öğlene doğru torunları ile gider her zamanki merkeze, anlam veremese de olanlara.. Ama bu sefer tuhaftır her şey.. doktor gelir kadının yanına "hazırmısın?" der.. Kadın ürkerek bakar doktorun gözüne "neye" diye sorar. doktor "bulundu böbrek seni hemen ameliyata alıyoruz" der. Kadına başarılı bir ameliyattan sonra böbrek nakli yapılır.. Kadın kendine gelince adamı sorar.. Kimse bir şey söylemez torunu ona bir zarf verir... Kadın merakla, elleri titreyerek açar zarfı..
"Biliyorum gene kızacaksın bana ama sana hiç bir zaman bir hediye alamadım.. Seni son zamanlarımızda mutlu etmek için uğraştım onuda beceremedim.. Seni hep sevdim, hep yanında olmak kollarında ölmek istedim.. Ama anladım zor olacak, o yüzden şimdi bir parçamla da olsa senin içinde yaşıyor olmaktan çok mutluyum.. Sana ilk hediyem olsun benim ilk ve son aşkım... Seni her zaman seveceğim..."
Kadın zarfı kapatır çığlık çığlığa ağlayarak sorar... Yaşıyormu???

Arkası yarın....

10 Şubat 2011 Perşembe

40 yıl sonra da olsa bitmeyince bitmiyor işte...

Adamın biri, 70'inde, usulca iniyor eski mahallesindeki uzun merdivenlerden.. Arada merdiven korkuluklarına yaslanıp soluklanıyor.. karşıdan 15- 16 yaşlarında iki çocuk koşturarak geliyorlar, biri çarpıyor adama.. Basamaklardan birine kıçüstü oturuyor.. Doğrulamıyor, öylece oturuyor.. Dalıyor yıllar öncesine... Derin bir oh çekerek..
İlk aşık olduğunu sandığı yerdi burası, ilk sevdiğini sandığı kızla buradan yukarı çıkarken yorulduğunu çaktırmamak için nefesini tutardı ara ara, o vaziyette gülerek bakardı.. Bazende yoruldum diyen sevdiğini alırdı kucağına, çıkarırdı tüm basamakları, yorulur hatta kalbi gümbürderdi ama vazgeçmezdi.. Son olarak da burada, tam bu düştüğü yerde görmüştü onu.. 3 yıllık bir nişanlılık döneminden sonra bu merdivenlerde bitmişti her şey.. Bi daha da gerçek anlamda(!) hiç evlenmemişti.. Terk etmişti oraları.. Yıllar sonra geldi işte.. Nerden bilebilirdi ki o çarpıp düşüren çocukların sevdiği kadının torunları olduğunu, basamakların en altında o şirin yüzüyle ilk ve son aşkını görene kadar...
Kadın korkuluklara tutunarak çıkıyor kafasını kaldırmadan.. Adam şaşkınlık içinde ama biliyor o olduğunu.. Yaşlı kalbi hareketlendi, "olamaz, olamaz" diyordu sürekli mırıldanarak.. Kadın şimdi tam karşısında, kafasını kaldırıyor, sessiz bi bakışma.... Kadın şaşkınlık içinde anlam vermeye çalışarak bakıyor adama.. İkiside sessiz.. ama düşündüğünüz gibi olmuyor kadın adamı tanımıyor... Yavaşça yanından geçip gidiyor... Ama dayanamıyor adam, arkasından usulca adını sesleniyor... Kadın duruyor ama arkasını dönmüyor.. Adam tekrar sesleniyor.. Kadın yüzünü dönmeden "niye geldin" diyebiliyor sadece... Adam "ölmeye" diyor fısıldarcasına.. Kadın yavaş yavaş dönüyor, adamın yanına basamağa oturuyor...
- Doğduğun yerde ölmek zorundamıydın?
- Nerede ölseydim? hem bu mu ilk söyleyeceğin cümle? bunca yıl sonra
- Ne söyleseydim? Seni çok özledim deyip saçmalasamıydım.. Bunumu duymak istedin?
- En azından nasılsın diyebilirdin..
- Nasıl olduğunu dedin ya.. Hem sende bana hesap soracağına.. Kendi laflarını düşünsen ya...
- Hiç mi değişmez insan, hiçmi olgunlaşmaz..
- Sen değiştiğinimi sanıyosun.. Bu acındırma halleri ile kandırmadınmı hep beni.. Yok efendim, çok iyi işler yapmalıymış, bunun için çok çalışmalıymış, kimsesi yokmuş, insanlar hep bunu kullanıyomuşş. Bana bekle dedin, sonra ne oldu.. Yurt dışına çıkıp çalışmaya karar verdin.. Bana ne dedin bekle beni döneceğim... Ne döndün ama,,, 40 yıl sonra...
- Sende evlenmeseydin hemen..
- Yaa sen ilk ayında evlendin be ejnebi bir karıyla..
- İyide o formaliteydi, vatandaşlık almak için..
- Hem sen buralardan gitmeden bitmemişmiydi her şey..
- Sen bitirdin hemde tam burada...
Uzun bir sessizlik olur. İkiside sinirli sinirli yere bakarlar... Sessizliği kadın bozar
- Neden geldin?
- Dedim ya..
- Ne dedin.
- Hastayım ben, çok az zamanım kaldı..
- Ne hastalığıymış bu?
- Az zamanım kaldı diye kimler der?
- Yaa be adam bir kere olsun açık konuşsan ya...
- Sende bir kere anlasan..
Sessizlik olur gene, ama bu sefer kadın adamın yüzüne bakıyor, adamın yüzü yere dönük.. Adam usulca sorar.
- Kocan sağmı?
- Neye sordun?
- Bilmem..
- Yok öldü 12 sene önce..
Adam başını kaldırır yerden.. Bakışırlar bir müddet, kadın kaçırır gözlerini..
- Kime gidecen?
- Bakarım buralarda bir ev falan bulursam, olmazsa otelde kalır her gün buraya.... cümleyi tamamlayamaz susar..
- Eeee
- Yok bişey..
- Be adam sen benim içinmi geldin?.. Bir sessizlik daha ama bu sefer ikisinin gözleride kesişmiştir.. Uzunca bir zaman öyle kalırlar.. Adam derin bir nefes alır, kadının elini avucuna alarak hafifçe okşar.. Sertçe çeker elini kadın..
- Git burdan.. der zorlama bir ses tonuyla..
- Olmaz gidemem.. Sana geldim ben...
Tekrar kadının elini alır avucuna ve öylece bakışırlar.. Kadın ne elini çeker nede gözlerini kaçırır... O iki çocuk gelir, anlam veremezler gördükleri manzaraya... "Babaanne" der ufak olanı. ''Araba bekliyo seni ne zamandır, gelmicenmi?''. Kadın adamın yanından kalkar "gitmeliyim" diyerek..
 Adam da kalkar peşlerinden gider, yukarıya kadar.. kadın bir ambulansa biner ve uzaklaşır.. Anlam veremez, hemen bir taksi çevirip peşlerinden gider.. Hastaneye giderler. Kadın ambulanstan sedye ile iner.. Adam peşlerinden... Burası hastane değil bir diyaliz merkezidir.. Adam büyük bir merakla kadının götürüldüğü odaya gider.. Gördüğü manzara karşısında titrer.. Yanaşır yanına oturur.. Çocuklar anlamsız gözlerle babaannelerine bakarlar... Kadın torunlarına "Yabancı değil" der. "Çocuklar siz dışarda bekleyin" diyerek adamın elini tutar..
 - Hoş geldin...
Adam şaşırmış bir halde
- Sen neden... kadın ağzını kapatır.. Sus dinle diyerek başlar anlatmaya..
- Sen gittin, evlendin. ben yıkıldım. Belli etmedim.. ne de olsa bitmişti her şey ama kabullenemedim..
Adam: yaa formaliteydi oo. neden anlamıyon.. Kadın bu sefer bağırarak..
- Ben ne anlarım formalite mormalite evlenmiştin işte..
- Sen niye evlendin o zaman..
- Ben senden sonra evlendim..
- Ne fark eder evlenmeseydin..
- Ne için?
- Gelecektim ben ama gelemedim evlendiğini duyunca..
- Ben sen evlendin diye evlendim der kadın sinirlenerek..
- Bende sen evlendiğin için gelemedim... der adam ve devam eder, kadının gözlerinin içine bakarak..
-Tamam evlendim ama sana diyemedim, formaliteydi çünkü duyarsa ne der diye düşündüm.. Giderken bitirmiştin her şeyi.. Ama gelecektim gene.. Ne biliyim senin duyacağını..
Kadın "tamam tamam" diyerek susturur adamı..
-40 yıl sonra birbirimize neyi anlatıyoruz ki.. Ben işte bu halde, sen öleceğini söylüyon.. Ne saçmalıyoruz ki biz..
-Eee yani... der ve merakla bakar kadının gözlerine..
Kadın kocası öldükten sonra yalnız yaşamaya başlamıştır.. Torunları diyalize gireceği zaman babaannesini alıp diyaliz merkezine götürüp getiriyorlardır sadece.. Onun dışında her işini yalnız yapıp kurduğu dünyasında bugüne kadar yaşamıştır.. Şimdi 40 yıl sonra gelen ilk aşkının elinden tutup evinin kapısını açmıştır ama önce nikah kıydırmak şartı ile..... Sonrasında ne olduğunu ve bu ikilinin öldüren diyaloglarını daha sonra size ara ara yazacağım...

4 Ocak 2011 Salı

Hayat işte...

Genç bir kız.. daha 19 var yok..Aşık olmuş işte..Heyecan içinde sarıldı telefona bugün onunla konuşacak.. Ama o bilmiyor.. kızın aşkından haberi yok..Ona göre arada bir konuştuğu, dertleştiği biri. olsun kızın umurunda değil..Şimdilik buda yeter diyor benim için..Yetiyorda.. telefonda 15 dakika konuşuyor onunla ne konuştuğu önemli değil.. Tuhaf ama aşık olduğu adamın sarhoşluğunu fark etmedi bile konuşurken.. oysa adam ona sevgilisini anlatmıştı uzun uzun, telefonda.. Kız telefon ahizesini göğsüne kapatıp tüm içtenliği ile gülümsedi.. Mutluydu. Ona göre aşk böyle bir şeydi.. sevdiği ile konuşabilmek sadece...karşılık beklemeden.. Böyle sürdü gitti... ne adam kızın duygularını anladı nede kız söyleyebildi, yapılan konuşmaların herhangi birinde.. Ama her konuşmadan sonra kızın aşkı dahada alevlendi.. Görmek istedi, biraz daha yakınlaşmak.. Ama etrafı kalabalıktı sevdiği adamın ..korktu.. fark etmedi zaten adam onu, karşılaştıkları bir yerde.. kalabalıktı etrafı yine..

Aylar geçti artık adam, yeter dedi görüşelim seninle.. her gün onu arayan kız nasıl biri diye merak etti..Tanımıyordu, sadece ipek sesi etkilemişti onu.. Ama olmadı işte bir türlü buluşamadılar kız korktu hep, rüyalarındaki adam onu incitirmi diye.. Ama oldu en sonunda bir gün buluştular.. kader işte... o gün adamın artık oralardan gideceği gündü.. Görüştüler ve adam gitti.... Kız sarsıldı.. Hiç birşey söylememişti yine..sadece 5 dakika ayaküstü konuşmuşlardı o kadar.. Yıllarca düşündü, hiçbir zaman unutmadı ilk aşkını, ilk platonik aşkını..
İzini kaybetmişti artık.. Hayat devam ederken, onu aradı herkes de,  o sesi.. Bulamadı.. ama hayat işte.. Evlendi çocuk yaptı sonra birden ayrıldı eşinden.. sanki içinde hala o aşkı vardı, vazgeçmek ne kadar zordu..

Yıllar sonra buldu ilk aşkını, nasıl olduysa buldu işte.. İlk başta hatırlamadı adam onu.. Zaten hatırlaması da imkansızdı aradan 20 yıl geçmişti.. Ama sonra hatırlattı kız kendini. Gerçi içinde 20 yıl önceki heyecan kalmamış gibiydi başlangıçta.. yine konuştular dertleştiler yüz yüze gelemeden.. Kız aşık oldu yeniden umutsuzca.. Ama bu sefer adamda biliyordu aşkını çünkü kız artık 19'unda değildi duygularını açmayı öğretmişti hayat ona..  Ama artık çok geç kalmıştı sanki.. İkiside farklı hayatlarda, ikiside farklı dertteydiler.. Adam sordu kıza "O zaman neden açılmadın bana" diye Kız "Fark etmezdinki beni" dedi.. "Ben o zaman aşkımı böyle yaşamak istedim ama şimdi haykırmak istiyorum" dedi.. İkiside biliyorlardı ki... bu aşk hikayesi geçmişte tek taraflı başlamıştı ama şimdi korlaşarak büyüyordu.. yıllar oldu yüz yüze gelemediler gene. Kızın çocuğu  büyüdü, kendisi yaşlandı, adam mı??.. Oda hayatın içinde yaşayıp gitti. Nedense 20 yıl sonra gelen itiraf birleştiremedi onları.. hayat devam ederken taşlarda oturmuştu artık, onları oynatıp yeniden bir şeyler yaşanamadı..

Kız şimdi torunlarına bakıyor.. 2 torunu var.. onlarla mutlu.. arada sevdiğinden haber alıyor ve hala gülümsüyor, her telefon konuşmasından sonra.. Adam da... yaşıyor kalabalıkların arasında sahte aşkları ile...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...