Sayfalar

13 Mart 2012 Salı

Yaşamalı her şeye rağmen...

Nefret nasıl bir duygudur?
Sevgiden hemen önce yada sonraki midir?
Sevmek teslim olup peşinden gitmek midir varoluş sebebinin. Yoksa kararmak mıdır tamamen?
Bağrış çağrışların ardından atılan şuh kahkahalar mıdır duygusallık?

Duygu denen şey nedir?

Kolay olması gereken her şey aslında en zor olan olmuştur hep. Kolay olan yaşamaktır ötesi malzemedir sadece.
Ama biz malzemelerle boğuşarak aslından uzaklaşırız. Anlık heyecanlar, anlık haykırışlar belirler mutluluklarımızı da başarımızı da. Karar veremeyiz gerçek kimliğimize bürünebilmek için gelen zamanın doğru olduğuna. İstedikleri gibi oluruz farkında olmadan sevdiğimizi sandığımız kişilerin. Ama sevgi midir yoksa nefret mi bizi istemediğimiz şeyi yapmaya zorlayan hiç bilemeyiz.

Hissedilenlerin öncesi yada sonrası belirleyici olur hep. Nefret sevgiye, sevgi aşka, aşk tekrar nefrete dönüşene kadar devam eder bu kısır döngü. Sonra da yaşadığımızı sanar dururuz saçmalıklar dünyasındaki duygusal karmaşıklıklarda. Bunun adını da koyamayız bir türlü. Hissedilen duygunun değişim sürecini durduramayız çünkü. Nefretten aşka dönüşen duyguların şaşkınlığında yada aşktan nefrete dönüşen kara sevdanın boşluğunda kalırız. Çözemeyiz hayatın götürdüklerini.

Öyleyse nedir ki sevmek, sevilmek, dost olmak, arkadaş olmak ve hatta adam olmak.....

Ölmek, yok olmaksa hepsinin ulaştığı nihayet.. Nerede yaşanımıştı duygular hisler, nasıl başlamış nasıl bitmişti ilişkiler. Haklı olan kim, haksız olan kimdi? Ne için bütün bu çırpınışlar, kendini haklı görüp ispatlama ihtiyaçları? Ne için hayatın içindeki seni görmemezlikten gelerek görünmesini istediğin bir sen yaratma çabası...

Her uyanış bir yenilikse, her gülümseme bir huzur ve her ağlayış ta bir hüzünse. Diğer yaşanılanların adı nedir?
Hepsini bir an için yaşamak ve bir an için yok sayabilmek hayatı çözmüş olmak için yeter midir?

Her şey bir erkek ve bir kadınsa... O zaman sonsuz huzursuzluklarda mutluluk aramanın anlamsızlığını da sırtımıza almak gerek. Sırtlanmalı acılarla geçen sancılı günleri. Sırtlanmalı her gürültünün ardından gelen kahkahaların yürek acıtan çınlamalarını. Katlanmalı üzülüp kahrolan erkeği avutmaya çalışan kadının zaferine...
Yaşamalı her şeye rağmen... Gün doğmadan doğacakları hesaplayarak. Hemde en hesapsızından...

4 yorum:

Pabuç dedi ki...

Nefrette sevgi de olması gereken bir duygu biz sadece dozunu ayarlıyoruz(işimize geldiği gibi) her ikisi de lazım..Hangisi önce gelir bilemiyorum duruma göre değişir..

Benim değinmek istediğim ise duygusuzluk..Birini seviyorsanız ya da nefret ediyorsunuzdur ama bir süre sonra hiç bir şey hissetmemeye başlıyorsunuz ,işte bu en kötüsü.Sevginiz ya da nefretiniz(nefret biraz ağır bir kelimemi ne ya hu) bitiyor mu yoksa o kişiyi tamamen beyninizden gönlünüzden siliyor musunuz cevabını veremiyorsunuz böyle illet bir durum..Bu durum sonradan geliyor ve sevgiyi de nefreti de süpürüyor ;)

Ve ister istemez sırtlanıyoruz yaşanılan her şeyi..

Kafam karıştı yazınızı okurken sayın blog sahibi, tekrar okuduğum cümleler bile oldu o derece yani;)

Saygılar..

Volkan DENİZ dedi ki...

Kafanızın karışması çok doğal. Bütüm bu duyguları karmaşası içinde yaşayıp bir şeyleri anlamak kolay değil çünkü.
Tekrar okuduğunuz cümleler aslında en kolay anlayabileceğiniz cümlelerdir. :)
Kafa karıştırmanın sonun yok.. :)
Saygılar...

gül dedi ki...

Sanat duyguların doğru anlatılmasıdır.
Sizde bunu çok güzel başarıyorsunuz,değerli kardeşim.Hayırlı günler.

Volkan DENİZ dedi ki...

Gül hanım,
Çok teşekkür ederim. Bakış açınız çok mutlu eti beni.
Size de hayırlı günler.. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...