Sayfalar

15 Mayıs 2011 Pazar

Burçak bisküvi ve çay...

Mayıs 1980.
Adem, okuldan çıkmış çantasını sürüye sürüye yorgun argın eve gidiyordu. O gün önceki günlere göre çok daha sıcak ve bunaltıcı bir hava vardı. Bu yıl ilkokuldan mezun olacak, ortaokula başlayacaktı. Annesi pekde hevesli değildi bu duruma. Çünkü artarak devam eden olaylar ortaokullara kadar sıçramış, hemen her gün gitmeyi düşündüğü ortaokulda birileri boğuluyor, yada bıçaklanıyordu. Bütün bu olanların neden ve nasıl olduğunu Adem anlamıyor ama belkide okuyamayacağı için, olayları yakından takip ediyordu.
Bu düşüncelerle mahalle bakkalının yanına kadar geldi. Bakkal İsmail abiydi. Aslında babası dururdu bakkalda ama son zamanlarda iyice hastalanan babası, artık gelemez olmuş, bakkalı İsmail abi çalıştırıyordu.
Geçerken göz ucuyla içeri baktı Adem. İsmail abi içerde, oturmuş, sehpanın üzerinde duran bisküvi paketinden aldığı bisküvileri büyükçe bir bardağa doldurduğu çaya daldırıyor ve iştahla atıyordu ağzına. Adem'i fark etti ve içeri çağırdı. Adem girdi içeri oturdu İsmail abisinin karşısında. İsmail abi onun için bir bisküviyi alıp çaya daldırdı uzattı Adem'e. o kadar iştahlı yiyorduki Adem hiç düşünmeden attı ağzına çaya bandırılmış bisküviyi. Sonra birkaç tane de kendisi yedi. Karnı aç olduğundanmı yoksa bisküvinin lezzetindenmi bilemedi ama çok hoşuna gitmişti bu ikram... Bisküvi paketini eline aldı, inceledi Adem. Oldukça çekici bir paketi vardı. Üzerinde kocaman harflerle Burçak yazıyordu. O bisküvi ile ilk o gün tanışmış ve tadı damağında kalmıştı Adem'in. İsmail abisine teşekkür etti, yarın gene gelirim dedi ve çıktı gitti dükkandan...
Ertesi gün yine okuldan dönüyordu Adem. Bakkala kadar geldiğinde bu sefer değişik bir durum gördü. Bakkalın önü polis doluydu, etrafını kapatmışlar kimseyi almıyorlardı içeri. Meraklı insanlar toplanmış. "vah vah çok gençti" diyorlardı sadece. Soramadı kimseye. Ama İsmail abinin yaşlı ve hasta babasını gördü. Bir kenarda oturuyordu, çökmüş, tükenmiş gibiydi. Polisler bir şeyler soruyordu ama o boş gözlerle bakıyordu sadece.
İsmail abi o gün bir grubun silahlı saldırısına uğramış. Bakkal yaylım ateşine  tutulmuş ve Adem'in çok sevdiği İsmail abi oracıkta ölmüştü..
Olaylara anlam vermeye çalıştı ama anlayamadı. Kim İsmail abiyi öldürebilirdi ki. İsmail abi kimseye kötülük yapamazdı. Hatta mahallenin çocuklarına o kadar çok gazoz ve gofret vermiştirki, çoğu zaman mahallede kazanana İsmail abiden gazoz maçları yapılırdı..
Mayıs 2011
Adem beklemektedir hastane kapısında. Öğlen olmuş hala işlemler devam ettiğinden yemek yiyememişler, ne zaman biteceği belli olmadığından bir şeyler atıştıralım diye çıkmışlardı bahçeye.
Adem bankta otururken arkadaşı bir tepsiyle geldi. İçinde iki bardak çay ve bir paket burçak bisküvi...
Adem o yıldan bu güne kadar Burçak bisküviyi bir daha hiç yememişti. Tepside görünce öyle kaldı, yutkundu, baktı burçak bisküviye. Paketi eline aldı döndü arkadaşına. "burçak bisküvinin çaya çok yakıştığını sen nereden biliyorsun?" diye sordu. Arkadaşı anlamsız gözlerle bakarak. "birşeyler atıştıralım diye aldım, yakışıp yakışmadığına bakmadım" dedi hafif gülümseyerek..
Adem, bisküviyi eline aldı, hiç açmadan, elinde sürekli sallayarak arkadaşına 31 yıl önceki olayı anlattı. Sonra devam etti.
-O zaman hiç anlamamıştım. Ama sonraları öğrendim İsmail abi sıkı bir koministmiş yani solcu. Bu sebepten vurmuşlar onu sağcılar. İsmail abi öldükten 3 ay sonra ihtilal oldu. Biz herşey bitti diye sevindik. Ben okula gidebildim ama olmadı işte ancak liseye kadar okuyabildim. İsmail abiyi ben bakkalda tanımıştım ama meğer üniversiteyi bitirmiş, karışan durumlardan kaçmak için bakkala sığınmış ama bulmuşlar onu orada. Hiç düşünmeden de kurşun yağdırmışlar üstüne. O günden beri burçak bisküvü yiyemedim hatta çaya bisküvi de daldıramadım. İsmail abiyi neden vurduklarını ise hiç anlamadım. Anlayabileceğimi de sanmıyorum. O yılları yaşamadan ahkam kesenlere de güldüm geçtim.
 O yıllarda karşı tarafta olanlar öldürülüyodu, şimdi o zamanki kadar öldürülmüyor belki ama susturuluyor. İşte 31 yılda değişen tek şey bu...

6 yorum:

Adsız dedi ki...

Allahim bu ademi koru.ne diye bilirimki dondum kaldım.kalakaldım.ağlıyorum.ne diyebilirimki.bilemiyorum.bilemiyorum.kendine iyi bak.iyi bak kendine.

Volkan DENİZ dedi ki...

teşekkür ederim adsız.. sende çok iyi bak kendine
ancak neden bu kadar şaşırdın onu anlayamadım sanırım..
sevgilerle...

EBRAR(Nam-ı Diğer Papuç) dedi ki...

Ülkemin çok satan gazetelerinden birine gönder bence bu yazıyı..Okuması gereken herkes okumuş olsun...

not:okuyacak ne çok yazı birikmiş şuncacık yoklukta..neyse Allahtan okumayı sevenbiriyim..kim korkar biriken yazılardan..

Huzur ve sevgiyle kal...

Volkan DENİZ dedi ki...

Papuç, hoş gelmişsin, şöyle bir uğradın heralde. :)
gördüğün gibi yokluğunda boş bırakmadık buraları, eskisi kadar hızlı olmasada hem burda hem wordpresste devam ediyorum. Her ikisindede farklı yazılar yazmak biraz zorlasada ikisindende vazgeçemedim idare ediyorum şimdilik..
O çok satanların umurunda olacağını pek sanmıyorum. Birkaçı dışında olaylara haberci gözüyle bakan kaldımıki..
okuması gerekenler işine geleni alır değerlendirmeye..
teşekkürler, sevgiler..

Adsız dedi ki...

murattarum55

12 Eylün döneminde siyasal ve sosyal ortamda milliyetçi ve islamcı hareketler gelişdi ve bügün siyasi aktörlerimiz olarak karşımızda duruyorlar.O zamanlar dindar kesim dışlanmış ve sola karşı mücadelede MHP kullanılmışdır hal böyle olunca çatışmalar ve ölümler kaçınılmaz olmuşdur.

Volkan DENİZ dedi ki...

Evet Murat haklısın. MHP'liler kullanıldıklarını anlayamadan, komunist diye önlerine geleni öldürmeye başlayınca, komunistler yani solcularda onlara saldırmaya başladı. Böylece sağ sol davaları başladı. sonuç ortada..
teşekkürler...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...