Yalan söylemek kimileri için bir anlık yüz kızarıklığı, kimileri için hayat tarzı, kimileri için gereklilik, kimileri için sadece bir kelime.. Bana göreyse yalan; sonu olmayan başlangıç, zincirleme reaksiyon ve en sonunda gelen sahte başarı. O da yalan.
Dünyada yaşayan ne kadar kadın ne kadar erkek ve diğerleri varsa. Hiçbiri yalan söylediğini kendine bile itiraf edemez. Kime sorsan yalanı sevmez, kime sorsan asla yalan söylememiştir. İşte zaten burada başlıyor yalancı bir dünya oluşumuz. Türlü türlü kulp buluruz sürekli. Yok beyaz yalan, pembe yalan bilmem ne. Ama yalandır işte ve sonunda sahte bir duygu yaratmıştır. Ama oda yalandır.
Bir tek sevda işlerinde yalandan korkar herkes. Geri kalanlar belkide gereklidir diye düşünür. Severiz başlangıçta, isteriz sevsin ama mevcut halimizi değil, yarattığımız kahramanımızı sevdiririz. Sonra da o kahraman olmaya çalışırız. Oluruz arada. Bazen çuvallarız, patlatırız bir yalan. Kandırdığımızı sanarız o an için sevgiliyi. O da kanar yada kanmak ister, kapılıp gideriz mutlu birlikteliğe. Ama o da yalan..
Gireriz toplumlara, katılırız grupların içine. Kendimizi anlatırız çılgınca. Başkalarından duyduğumuz yalanları, yaşamışcasına ballandıra balandıra anlatırız. Grubun nabzına göre veririz ayarı, bir şey sansınlar isteriz. Onlarda bir şey sanırlar, dostluklar kurarız yalan dünyamız üzerine. Ama yalan dostluklar..
Sonra bir gün bir köşede, anlatırken birine yaşadığımız yalanları, hemde tüm doğrulukları ile... buluruz kendimizi yapayalnız.. Anlatırken yalan hayatımızı, yalan olur gideriz bir çırpıda... Gözümüzün önünden geçer tüm hayatımız tek tek, perde perde.. Ama onlar gerçek...
Bu andan sonra yalan söylenecek ne bir bahane kalmıştır, ne de bir gerekçe... Her şey yalansa gerçekler yaşanamamışsa, hayat bitmişse. Yalan olan hayatmıdır? Eğer öyleyse haklı olan kimdir?
