Sayfalar

8 Eylül 2012 Cumartesi

Ben kim miyim??

Kendime ait hatırladıklarım altı yaşından sonradır. Belki önceleri de vardır ama anlam kazanmaya başlaması sanıyorum altı yaşından sonra olmuştur.
O yıllar terör daha başlamamıştı. Çocuktuk. Sağ ve sol bizim için soğan ve sarımsak demekti. Misketlerimiz, gazoz kapaklarımız vardı. Oyunlarımız her zaman online ve canlı bağlantılı olurdu. Her şey ama her şey doğaldı. Organik bile değil. Bu tip tanımlamaları bilmezdik ki.

Okula yaşım tutmadı diye göndermediklerinde üç gün ağlamıştım. Hırs yapıp ablam ders çalışırken kenardan kendi kendime okumayı öğrendim. Herkes çok şaşırdı ama o kadar. Sadece şaşırdılar ve ben okudum hep...
Okul yılları heyecanlı başladı. İlk yıl okulun en popüleriydim. Bu beni gurulandırdı hep ama sanki çok önemli değilmiş gibi sadece kendi içimde yaşadım. Hiç kimseyle hatta ailemle bile paylaşmadım. Sonraki yıllar kayboldum. Belkide o sebeptendir ilkokul iki ve üçüncü sınıfları hatırlayamıyorum pek. Sonra bir öğretmenim beni tekrar canlandırdı. İşte o kadın benim prensesim oldu. Benim gibi bir kurbağayı öperek hayata döndürdü. Uzandı çıkardı beni gitmeye başladığım saçma yollardan. Tam da o yıllarda memleket patlamaya başladı. Mahalledeki abilerime taş yetiştiren ve hızlı koşan çocuktum artık ben. Ama neden yapıyordum bu işi hiç bir zaman bilemedim. Sadece taş taşıyordum ama ön tarafa hiç geçemiyordum.
İlkokul bitmişti artık ama terör çığ gibiydi. Her geçen gün artan olaylar. Ortaokul çocuklarının kravatları ile boğulmaları. Dersten geçmek için tarafını belli eden öğrenciler ve ders geçirmek için propaganda yapan öğretmenler. Tüm kurumlar ya sağda ya da soldaydı. Ülke yönetilmiyor idare ediliyordu. Ve işte tam o sıralar bizim sürekli arıza yapan bir buzdolabımız vardı. Annem istikametimi bulmuştu bile. Okumak imknasızdı çünkü. Buzdolabı tamircisi olacaktım...

Bir sabah sabahın çok erken saatinde uyandırdı annem bizi. O gün yolculuk vardı. Tatil bitmiş artık eve dönme zamanı gelmişti. Tatil dediysem o yıllar deniz kenarı diye bir tatil anlayışı pek olmazdı. Hemen herkes ya köyüne yada bir akrabasına giderdi tatil diye. İşte o sabah evden çıktık otobüse binmek üzere ama binemedik. izin vermediler. Her yan silahlı adam doluydu. Gidemezsiniz dediler. Annem "Ama nasıl olur çocuğu okula kaydettireceğiz" dedi. O anki annemin ses tonunu hiç unutmadım. Beni okula kaydettirecekti yani okuyacaktım.. Anneme deli gibi sarıldım. Ağlamakla gülmek arasıydı işte... İki gün sonra ulaşabildik evimize.

Her yer asker doluydu ama artık korkmuyordum akşam babam eve gelecek mi diye. Mahalledeki abilerimde yoktu. Hem taş toplayacak durumlar da olmuyordu. Akşamları bir yere gidemiyorduk. Sürekli düdükler çalıyordu ama sakin olan bir şeyler vardı. Bozacının sesi de gelmiyordu uzaktan ama olsun tuhaf bir emniyet durumu vardı. Sokaklar boştu ama oyun da oynamıyorduk. Hepsi bir yana da ben okuyordum ya. Hem buzdolabı tamircisinin yeni bir çırağı vardı ve bizim buzdolabı artık bozulmuyordu.

Sonrası işte seksenli yıllar... Büyüdük hep beraber. Kimi zaman çağ atlayarak, kimi zaman zengin olanları çekiştirerek, kimi zaman sigara içerek adam olduğumuz sanarak. Hep kandırıldık. Birileri nasıl isterse biz onların peşinden gittik. En yakın arkadaşlarımız bile bize bazen uzaylıymış gibi geldi ve çaktırmadan ara sıra üstümüzden prim yaptığını gördük. Kazık atmayı öğrenemedik ama bol bol yedik.. Müzik anlayışımız duygularımız her şeyimiz hızlı bir değişime uğramaya başladı. Önceleri bol bol ağladık. Küçük çocukların dramı yüklendikçe yüklendi. Zaten duygusal olan millettik hepten ağlak olduk. Sonra aniden. Çok hızlı bir şekilde eğlenceye daldık. Peş peşe açılan kanallar artık bizim değil birilerinin yaptığı tercihleri incelemeye zorladı bizi. En tehlikeli yıllara girdik. Herkesi ve her şeyi merak edip özenmeye başladık. Birileri öyle istiyor diye. Ve birden az bir zaman önce unutmaya başladığımız terör kavramı tekrar girdi yaşantımıza.. Ama anlayamadık tam. Başka işlerle oyalanır olmuştuk bile o sıralar. Sadece belirli bir bölgede yaşanıyor biz sadece bilmemiz gerekeni anlatıldığı kadarı ile bilebiliyorduk. Bazen de aldatılıyorduk. O yıllar hep bir görünmez adam olsamda gitsem dinlesem ne düşünüyorlar diye isterdim. Teröristlerin arasına sızsam, devlet büyüklerinin toplantısına katılsam. Bilsem öğrensem her şeyi. Bu kadar zor olmamalı diye düşünürdüm hep.

Sonra hayatımın en anlamlı, en karizmatik, en dolu, bazen de en deli adamını toprağa verdim. Kucağımda kapattı gözlerini. Elindeki yüzüğünü alıp parmağıma taktım o an. Hiç yanımdan ayırmadım yıllarca. Çok gençtim daha. Tam da onun için bir şeyler yapabilirim artık diye düşünürken bıraktı gitti beni. Yüzüğü uzun yıllar parmağımdan çıkarmadım. Sonra bir gün, yüzüğü parmağımdan çıkarıp esas sahibine, anneme verdim. Ve bir daha hiç bir zaman hiç bir eşyaya sürekli yanımda tutacak kadar değer vermedim. Ne arabamı defalarca yıkayarak seyrettim. Ne kıyafetlerimi paylaşmayacak kadar korudum. Hiç bir eşyama özel muamele yapmadım.

Büyüdüm, büyüdük. Tüm aile bir şey olduk. Çoğaldık, kalabalıklaştık. Dayı olduk, amca, hala olduk. En zor anlarımda. "Olsun en azından bir ailem var" diyerek rahatlattım kendimi. Bazen gittim annemin yanında oturdum öylesine. O beni anlamadı belki ama olsun ben ondan alacağımı aldım.  Bazı sabahlar uyandığımda dünyada bir ben kalmış gibi hissettiğim anlarım oldu. O zamanlar doğa benim ilacım oldu. Doğanın kucağına bıraktım kendimi. Bana asla yalnız kalamayacağımı anlattılar, kuşlar böcekler ve ağaçlar.
Kimi zaman bırakıp gitmek istedim. En uzaktan başlamak. Kutuplarda yeniden başlamak. Sonra diğer kutba kadar yürümek. Gücüm yettiğince dünyayı anlamak istedim. Anlayıp anlatabilmek için. İnsanlara faydalı olmak istedim. Belki de içimde bastıramadığım liderlik dürtüsünün getirdiği kahramanlık hikayelerimdendir ama bilemedim hiç bir zaman. Birilerine bir şey öğretip kazanmayı en büyük kazanç saydım hep.

Şimdilerde yaşıyorum bana sunulan her şeyi en doğru şekliyle kullanarak. Kimi zaman filmlerde kimi zaman okuduklarımda buluyorum kendimi. Ama hepsinden bir parça. Kimi zaman da yaşadıklarımı kurguluyorum. Duruşumdan vazgeçmiyorum. Çok şey kaybediyorum ama doğru olan hiç bir şeyin yanlış anlatılmasına izin vermiyorum. Doğruya ulaşmak için çok uğraşıyorum. Bazen ukalalık derecesinde muhalif oluyorum ama biliyorum gelişmek için başka çare olmadığını.

Hep istedim bir uğurum olsun. Olmadı. Beceremedim. Şansa çok inanmadığımdan belki ama yine de istedim. Korkularım olmuştur ama özellikle korktuğum hiç bir şey olmadı. Mezarlıklara bile gece gitmeyi sevdim. Babamı hep gece ziyaret etim. Çok kızdılar. Ama başka türlü hissedemiyordum. Gece sadece ikimiz oluyorduk çünkü.

Önümdeki gelecek yıllara bakıyorum ve yaşadığım her yılı son yılım gibi yaşamayı düşünüyorum epeydir. Sağlıklı geçirdiğim her anımı kar sayıyor ve çoğu zaman isteklerim doğrultusunda bir hayat hazırlıyorum kendime. Biliyorum yaşanan her an bir daha olmayacaksa o anki hissettiklerimi de bir daha hissetmeyeceğim. O halde nedir ki hayatın sonunda ulaştığımız nokta. Olanlarla da yapabiliriz her şeyi. Yaşamayı seviyorsak, ne yaşın ne zamanın ne de paranın önemi kalmıyor... Yaşamayı sevmiyorsanız zaten hiçbirine de ihtiyacınız yok...
Yani her iki halde de gereksiz ayrıntılarla boğuşmak niye ki...

Ben kimim sizce? Ben senim aslında. Sen de ben. Aslında tek fark bakıp ta gördüklerimiz. Farklı olan hiç bir şey doğada kendine yer bulamaz... Sonuçta biz kimiz ki... Tek tip varlıklarız işte... Bazen okyanusta bir balık. Bazen bir tırtıl. Bazen de utangaç bir sümüklü...



8 yorum:

Pabuc dedi ki...

O kadar güzel bir yazı olmuş ki bir daha asla ''Sen kimsin ''diye bir soru soramaz hiç kimse...(gerçi bir kişi bunu soracak ama neyse)

Senin başkaları tarafından nasıl göründüğün değil, senin seni nasıl tarif ettiğindir asıl olan.Ve sen de çok güzel ifade etmişsin kim olduğunu,teşekkürler seni tanımamız adına bu yazıyı yazdığın için...

Babana Allah'tan Rahmet diliyorum,ardında böyle bir evlat bıraktığı için (bilinçli insan) gittiği yerde de huzur içindedir diye düşünüyorum...

Saygılar..

Kalemzâde dedi ki...

Dostum, öncelikle ben de babana Allah'tan rahmet dileyerek başlamak istiyorum.

Senin her ne kadar katılmadığın hususlar olmasına rağmen beni kırmamak adına son zamanlarda benim yazılarıma yorum yapmıyor olduğunu tahmin etsem de senin böyle dokunaklı ve tek nefes okuduğum güzel bir yazından sonra benim yorum yapmamam söz konusu olamaz.

"Mahalledeki abilerime taş yetiştiren ve hızlı koşan çocuktum artık ben" demişsin ya işte ben de karşı taraftaki abilerin arkasında şaşkın şaşkın bakarken kafasına taş isabet edenlerdenim. :) Takıldığım yer burası ve sana bir memleket hikayesi uydurayım buradan.

Aradaki abilerin bir an ortadan kalktığını, buharlaştığını düşün. Sen ve ben karşı karşıya kalmışız. Birbirimize bakakalmışız.

Duygularımız, düşüncelerimiz, inançlarımız, inandıklarımız, sevdiklerimiz, sevmediklerimiz ne kadar benzeşse veya apayrı olsa da sen ve ben dost olarak kalabiliyoruz değil mi? Sen elindeki taşları bir kenar fırlatıp ben de başımdaki kanamaya aldırmayıp kardeşim diye birbirimize koşuyoruz. Hatta belki sen benim başımdaki kanamayı sarıyorsun, ben de senin taş topraktan tozlanmış üstünü başını temizlemene yardım ediyorum.

İşte ülkemin ihtiyacı olan şey sadece bu!

Kafasının içindekiler yüzünden kardeşler, arkadaşlar o anlattığın dönemlerde birbirini öldürdü, gammazladı, taşladı. Birbirlerinin ideolojileri, politikaları, inançları yüzünden birbirlerine düşman oldular. Bugün roller değişmiş olsa da yapılmaya çalışılan yine aynı.

İşte ülkemizin ihtiyacı olan şey sadece bu. Ne olursa olsun kardeş ve arkadaş olmaya devam edebilmek. Mahalle kültüründen gelen ve adamın bakışından veya bakmayışından ne düşündüğünü çözen ve rol kesmeyi beceremeyen çocuklarız hepimiz.

Güzel bir hayat hikayesine dilimin döndüğünce samimi ve anlamlı bir hikayecikle cevap vermek istedim. Umarım yanlış anlamaya sebep verecek bir şey söylememişimdir.

Sevgi ve muhabbetle...

Kardeşin Kalemzade Kamil...

Gelibolu17 dedi ki...

Evet sen bensin,bende senim....Oldukça güzel özetliyor yazının tamamını,bende bir tırtılım ama biliyormusun :) Kozasından çıkınca değişen ama ömrü kısa olan bir tırtıl :)
Aynı yıllarda büyüdüğümüz için aynı şeyleri yaşadığımız için belkide çok duygulandım yazını okurken,çocukluğuma döndüm tekrardan,birde bizim küçüklüğümüzde karartma olmuştu bir dönem hatırlarmısın?
Pencerelere kalın örtüler battaniyeler gererdik akşamları dışarı mum ışığı sızmasın diye,hangi yıldı hatırlamıyorum ama yaşadık,,,,acaba sıkıyönetim yıllarındamıydı?
Geçti gitti,ama delerde geçer dedikleri gibi biz çocuk olduğumuz için fazla etkilendiğimiz söylenemez pek,büyükler ve işin içind eolanlar daha çok etkilendiler,ve sen hala taş atıyomusun birilerine bakayım :)
Buzdolabı tamircileride artık pek iş yapamıyo ya hu iyikide olmamışsın yoksa aç kalırdın :) Bak şimdi millet tamirciyle uğraşmıyo pek beyaz eşyası bozulunca eskiyi getir yeniyi götür kampanyasında değiştiriyo :)
Ama bu birinin yanına çırak verme olayı güzeldi okul okumak istemeyen çocuklar için,o yıllarda,gerçi bu yıllardada hala etkili bir yöntem kendi oğluşumdan biliyorum,okumazsa koltuk tamircisi olacak :) Yani senin annen gibi anneler hala var :)
Hay Allah nerden nereye,çok teşekkür ederim,ne güzel sade bir dille kendii ve yaşadıklarını bize özetlemişsin,yüreğine sağlık,bunu sık sık yapmak lazım,o yüzden mimleri ve özellikle sen gibi bir kaç kişiyi mimlemeyi çok seviyorum,çünkü biliyorum sonucunda çok güzel şeyler çıkıyor....
Selamlar olsunnn,daha sık yazman dileğiyle....

Volkan DENİZ dedi ki...

@pabuç:
Biraz ipucu vererek biraz da tarihsel bir sıralama yaparak kendimce bir özet yaptım. Güzel bakışın ve iyi dileklerin beni çok mutlu etti.. Çok teşekkür ederim...

@kalemzade:
Öncelikler yorum yapmama gibi bir yaklaşımım yok. Son zamanlarda fazla zaman ayıramıyorum bloglara. Tek sorun bu :)
Bizi neden karşı karşıya getirme ihtiyacı hissettin onu da anlayamadım ya neyse. :)
Ama sonuç olarak ulaştığın noktaya bende bir gönderme yapmıştım zaten. O yıllar saçmasapan kavgalar vardı ve herkes sadece ülkesini sevdiği için bu kavgaların içindeydi. Hangi taraf olursa olsun her iki tarafta ülkesinin yararına iş yaptığına inanıyordu. Biz çocuk aklımızla oyun gibi görüyorduk ama önemli bir ayrıntı vardı. Abilerimiz kendi ideolojileri için bizi hiç bir zaman alet etmezlerdi. Yani gene terördü ama içinde bir delikanlı taraf vardı. Gerçi terörist bir eylemdi ve kazananı elbetteki olmadı...
Kardeşlik, yardımseverlik bizim hamurumuzda var zaten. Öyle görüp hissetmeyenler de zaten bizden değil.
Her zaman sağlıklı ve güzel günler yaşaman dileği ile.
Çok teşekkür ederim. İyi bak
kendine...

@gelibolu17:
O karartma yılları sanırım Kıbrıs savaşının en ateşli olduğu yıllardı. Temmuz 1974'ten Ekim 1974'e kadarki zaman.
Hala öyle anneler var demek. :) Aslına bakarsan şimdiki zamanda okumanın ne kadar anlamı olduğunu da tartışabiliriz :)
Buzdolabı tamircisi olarak başlasam belki şimdi beyaz eşya kralı olurdum nerden biliyosun ..
Bu arada yazımın içinde sorduğun sorulara da cevap vermeye çalıştım. Geneli bozmasın diye ayrıca belirtmedim. :)
Aslında kendimi kendime anlatmama sebep olduğunuz için de ayrıca teşekkür ederim.
Son zamanlar anlamsız bir yoğunluk içindeyim ve gerçekten fırsat yaratamıyorum. Bu sebepten uzaklaşıyorum buralardan. Ama olsun arada sırada sizleri görmek te güzel.
Hep mutluluğu hissederek yaşayabilmeniz dileği ile. Güzel günler...

Kalemzâde dedi ki...

Karşı karşıya getirmek değil memleketin halini anlatmak için öyle bir yol seçtim.

Aslında memleketin bu halini anlatmak için güzel bir mizahi yazı da yazmıştım bu akşam ama sonra baktım; Düşündüm, her kesimden tepki alıp hiçbir kesime meramımı bir sayfayla anlatamama ihtimalim var. Kimseyle polemiğe girmemek için kaldırdım.

Ama şunu samimiyetle ifade edeyim.. Hiç iyiye gitmiyoruz... Hissediyorum ki, ayırt etmeden tüm kesimlerden insanlarımız bilinen istihbarat teşkilatları tarafından farklı kollardan profesyonelce kışkırtıcı faaliyetlere maruz kalıyor..

Gelibolu17 dedi ki...

Evet farkettim diğer sorularıda geçiştirmediğini,mesela öğretmeninin bir prenses olduğunu :):) :) Sağolasın,ayrıcada sen beyaz eşya kralı olacaktında benmi mani oldum,aşkolsun,olsaydınnnn,sevgili Nutukçu :)
Sizinde çok çok güzel günleriniz olsun,teşekkürler,selamlar

Tirvana dedi ki...

Yazdıkların keyifle okunuyor. Umarım uzun vade de bu konuda dağ bayır için yaptığın planlara benzer planların vardır. Bir kitap yazmak sana o kadar da uzak olmasa gerek...

Volkan DENİZ dedi ki...

@kalemzade;
Dostum gelecek tepkileri düşünerke yazdıklarını yayınlamaktan vazgeçme. Ne derlerse desinler seni bilen bilir be. :)
@gelibolu17;
Güzel rastlantılar, güzel hayatlar ve güzel hayaller. Hepsinin iç içe hissedildiği bir dünya olur belki bir gün.. :)
@tirvana;
Seni buralarda görmek güzel. Kitap yazmayı denerim belki ama biliyorum ki bitiremem. Üşengeçlik bırakmaz ki yakamı. Ama gaza da geldim hani.. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...