Sayfalar

21 Aralık 2010 Salı

Trafik dediğin nedir ki..

İstanbul'da yaşıyorsunuz ve Tuzla'dan Beylikdüzü'ne bir akrabanızı ziyarete gideceksiniz. Sabah 08'de yola koyuluyorsunuz arabanızla. Daha Pendik'te vazgeçsem mi diye düşünmeye başlıyorsunuz çünkü 1 saat geçmiştir bile. Oysa yolculuğa başlarken içinizde heyecan vardır uzun zamandır görmediğiniz insanları göreceksiniz. 
Küçükyalı'ya geldiniz en sol şeritte duruyorsunuz, merakla ön tarafları görmek istiyorsunuz, kazamı oldu neden duruyoruz diye. Ama bir sonuç alamıyorsunuz, trafik zaten ara ara akıyor. 
Saat 10 boğaz köprüsü ayrımına ancak ulaştınız ama orada trafik akmıyor bile. Etrafınıza bakıyorsunuz herkes bir uyum içerisinde. Direksiyonu ısıracak gibi oluyorsunuz çıkıp yürüsemmi diye düşünüyorsunuz. Trafik hafiften hareketleniyor bu sefer herkes şerit değiştirmek derdinde kendi yolunuzda bile gidemiyorsunuz. Küfür etmeyen bir adamsanız bile ağzınızdan dökülüyor en kallavisi, sinirleniyorsunuz ama nafile dönmek istesenizde dönemezsiniz artık. Saat 11.00 hala köprüye ulaşamamışsınız.  Kağıt helvadan salatalığa kadar çeşit çeşit ürün satanlar arabaların etrafında dolaşıyor. 
Köprü görünüyor uzaktan ama ulaşmak ne kadar alır kesitiremiyorsunuz, benzin durumuna bakıyorsunuz çeyrek depo kalmış idare eder diye düşünüp beklemeye devam ediyorsunuz. Arkadan bir ambulans yol istiyor uğraşıyorsunuz yolu açalım diye ufak manevralarla açıyorsunuz yolu, çakallık yapıp ambulansın arkasından gideyim diye düşünürken sizin gibi düşünen yüzlerce araç üstünüze çıkarcasına geçiyor etrafınızdan, o çabanızda size ancak 20 mt. kazandırabiliyor ve tekrar sıkışıklığın ortasında bekliyorsunuz. 
Saat 12 olmuş köprüye yanaştınız sadece 100 mt var hadi diyorsunuz hadi, köprü üstünde akar bu trafik ve öylede oluyor, köprüden geçiyorsunuz bir çırpıda. Ohh diyorsunuz artık gideriz, ama Mecidiyeköy'de bitiyor sevinciniz ve tekrar nedeni belli olmayan bir duraklama. Haliç köprüsüne kadar dur kalk gidiyorsunuz yavaştan. Topkapı'ya geldim sayılır diyorsunuz ama Topkapı'ya geldiğinizde saat 14 olmuş bile. Geçiyorsunuz Topkapı kavşağından sevinerek ve birden arabanız teklemeye başlıyor, birkaç metre gittikten sonra da duruyor. Benzin bitti. hadi bakalım..Çekiyorsunuz arabanızı ittirerek emniyet şeridine, tabii bu arada trafiğin felç olmasına yaptığınız katkılardan dolayı aldığınız takdirleri!! arkanızdaki araç şoförlerinin sevimli! bakışlarından anlıyorsunuz. Bırakıyorsunuz arabayı çaresiz, dörtlüleri yakarak İstanbul keşmekeşinin ortasında bir başına. Öylesine yürümeye başlıyorsunuz benzin istasyonu bulurmuyum diye. Yürüyorsunuz, yürüyorsunuz, buluyorsunuz bir benzin istasyonu bu seferde istasyondakiler pet şişeye benzin veremeyiz diyorlar. Anlatıyorsunuz durumu ''ben nerden bileyim doğru olduğunu diyorlar'' ve hatta bununlada kalmayıp ''ya sen bu benzinle molotof kokteyli yaparsan, ya bir yerleri yakarsan'' diye sana potansiyel terörist muamelesi yapıyorlar. Yalvar yakar oluyorsunuz kimlik kartımı bırakayım arabayı buraya getirip benzin alıcam diye yüzlerce söz veriyorsunuz önünüze kanun maddesini çıkarıp ''yasak'' diyorlar. Peki çözüm nedir diyorsunuz, ''arabayı getirip öyle benzin alacaksın'' diyorlar. Ama benzin bitti nasıl diyecek gibi oluyorsunuz ''eee kardaş trafiğe çıkmadan düşünecektin bunu diyorlar''. İşte o anda anlıyorsunuz bu şehirde yaşayan hiç kimse nasıl bir ortamda yaşadığının farkında değilmiş gerçekten....Ama sonunda kimlik kartını bırakıp eğer 30 dk içinde dönmezsem polise suç duyurusu yapmaları konusunda anlaşma yapıp benzini alıyorsunuz.. Saat kaçmı?? 16.00.. yani birazdan akşam trafiği başlayacak. Sevinçle arabanıza benzini koyup, benzinciye kadar gidip depoyu dolduruyorsunuz ve yola çıkıyorsunuz. Ama hava kararmaya başlamış trafik dahada boğucu hale gelmiş. Şirinevler' e kadar gelmişsiniz artık ne kaldıki şurda diye düşünüyorsunuz. Saat 18'de Avcılar'dasınız. Telefon ediyorsunuz akrabalarınıza ''Bu akşam bir düğüne gideceğiz istersen sen de gel'' diyorlar. Düğün nerede diye soruyorsunuz karşıda Üsküdar'da diyorlar....!!!
-Sen sabah gelecektin gelmeyince bizde herhalde işi çıktı diye düşündük.. diyorlar
Trafiğin ortasında hedefe ulaşmanıza çok az bir zaman kala yenilmiş, tükenmiş, meydan savaşı kaybetmiş yalnız bir komutan gibi bakıyorsunuz sessizce etrafa.....

7 yorum:

Kamil Cengiz dedi ki...

O siz miydiniz? Ben de şu arabayı çekeni bir elime geçirsem diyordum :-)

Volkan DENİZ dedi ki...

:)) yaa evet buradayım şimdi..

Kamil Cengiz dedi ki...

Bugün benzer konular yazmışız...
http://biryazarsam.blogspot.com/

Adsız dedi ki...

Sizin güncel Hayat ile yaşadığınız mesleğinizden cok Sivilizasyon ile ilgili sorunlar olmalı.

Volkan DENİZ dedi ki...

güncel hayat deyince aklınıza ne geliyor merak ettim doğrusu.. bu yazının mesleki bir yaklaşım yada sivilizasyonla ne alakası var.. hakikatten saçmalıyorsunuz...

Adsız dedi ki...

Sivilisazyon,sizin gibi insanların, digerlerine kıyas ile daha duyarlı insanların tüm olumsuzluklara ragmen şeridini terk etmeden ilerlemesi ve trafik kurallarına uymasıdır.
Meslek deyince ben sizi bir yazar olarak görüyorum.

Volkan DENİZ dedi ki...

Ons sinyalizasyon denir Ertuğrul bey.. Sivilizasyon deyince ben tamamen farklı şeyler algıladım haliyle.. Sevgiler.. Teşekkürler..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...