Sayfalar

25 Aralık 2010 Cumartesi

Melankolik tercihler


Yalnız yaşar insanoğlu anne karnında. 9 ay ve 10 gün tek başına büyür, gelişir. Sonra gelir dünyaya. Kalabalık ortamlara alışmamıştır ama birsürü kalabalık vardır etrafında. Merak etmez fazlada birşeyi. Sonra yine büyümeye devam eder. Büyüdükçe daha kalabalık ortamlara girer ama her geçen gün daha çok yalnızlaşır aslında. Okulda öğretmeni anlamaz, işe girince patronları, askerde komutanları. Anne babası zaten hiç anlamıyordur... Bir uğraştır hayat, o da yaşar işte anlaşılma isteği ile. Kalabalıklar sadece bir anlık heyecandır yalnızlığının anlaşılmazlığında.. Hepsi biter ve gece yatağına girince yalnızlığı bir ağrı gibi kemirir heryanını ve her gece o yalnızlığı ile uyur.

Aslında yalnızlık birazda kendi tercihimiz midir?? Severiz çoğumuz yalnız kalmayı ara ara. Belkide bir utangaçlıktır bizi yalnızlığın karanlığına sürükleyen. Kendimizi ifade etme yeteneğimiz bizim ne tür yalnızlık içinde olabileceğimizi açıklar. Çocukluğundan başlar insanoğlunun ispat yarışı. Ön plana çıkmaya çalışır hep, çıkamazsa döner kendi içine. Ön plana çıkanlarda bir müddet için iyi hisseder kendini. Etkisi geçince her şeyin, o da döner kendi dünyasına. Yani en sonunda döneriz hepimiz kendimize ve yalnızızdır hep aslında.
''Kimine göre yalnızlık, hasta kişinin kaçışıdır; kimine göre de hasta kişilerden kaçıştır.'' diyor ünlü filozof Nietzsche. Ona göre; Tanrı ölmüştür ve insanlar dünyada yalnız kalmıştır.
Kimdir bu hasta kişi yada kişiler?? İşte zaten budur bizi anlaşılamaz kılan yada her daim yalnız hissettiren soru, çünkü cevabı yoktur olamazda. Yalnızlık bizim vicdanımızda yarattığımız dünyamızla, gerçek dünyamızdaki duygularımızın kesiştiği noktadan çıkan bir terk ediliş hikayesidir. Terk eder bizi duygularımız belli bir yaştan sonra. 60'lı yaşlarda çoğu kişinin eline tespihi alıp camilerde akşamlaması gibi. Oysa 30'larında ''nerede sabah orada akşam'' yaşayan adamda aynı adam değilmiydi. Ne oldu da yaş ilerleyince başka bir dünyaya dönmek istedi. Olan bir şeylerin fark edilmesi değildir. Sağlıklıyken hasta kişilerden kaçmıştır, sağlığını kaybetmeye başladıkça hasta kişi kendisi olmuştur.. Sığınacağı tek yer de kendisi gibi olduğunu düşündüğü insanların olabileceklerini sandığı yerlerdir.

Kafanız çokmu karıştı..O zaman birazda şöyle bakalım konuya.
Bulunduğunuz ortamlarda bazen birden sıkılıyormusunuz?,
Herhangi bir işe heyecanla başlayıp sonradan birden sıkılıp vaz mı geçiyorsunuz?
İşinizden çok para kazanmanıza rağmen daha başka işlermi yapmak istiyorsunuz?,
Aldığınız yeni bir kıyafeti evinize gelip giydiğinizde küçük bir pişmanlık mı yaşıyorsunuz?,
Kötü alışkanlıklarınızdan vazgeçmek istiyorsunuz ama her seferinde yeniden mi başlıyorsunuz?,
Çektirdiğiniz fotoğrafların hepsinde ne kadar çirkin çıktığınızı mı düşünüyorsunuz?,
Hüzünlü bir şarkı duyduğunuzda ortada hiçbir sebep yokken hüzünlenip acı mı çekiyorsunuz?,
Aynaya her baktığınızda yüzünüzdeki çirkinlikleri mi görüyorsunuz?.
Bu soruların hepsine evet diyorsanız siz vicdanınızla gerçek dünyadaki duygu çatışmasını en derinden yaşayanlardansınız.
Peki ben bu melankolik yazıyı neden yazdım..
Etrafıma baktım sadece. Mutlu olmayı beceremeyen o kadar çok insan varki. Kimi alkol şişelerinde arıyor mutluluğu, kimi dini yollarda. Mutlaka sığınmışlar bir tarafa kendilerince mutlu olabileceklerini sanıyorlar. Oysa dahada mutsuzlaşmaya başladıklarını fark edemiyorlar yada çoktan fark etmişler ama seviyorlar hüzünlü mutluluğu.
Mutlu başlar akşamcının sofra muhabbeti ama mutlaka hüzünle sonuçlanır. Zamanla herkes duygusallaşır, içinde ne kadar sevgiye dair itirafları varsa dökülür etrafa. Masadaki herkes sever birbirini, yüzlerce sözler verilir karşılıklı. Özgürce ifade edilir akılların bir köşesine sıkıştırılmış düşünceler. Ama ertesi sabah gerçek dünyaya uyanılır. Alkolün etkisi ile her şeyini paylaşan adam tekrar dönmüştür kendine.
Dini sohbetler karşılıklı saygı ve özveri ile başlar ama çoğu zaman başladığı gibi bitemez. Görüş ayrılıkları ortaya çıktıkça büyük bir tahammülsüzlük başlar ve herkes kendi haklılığını kabul ettirmek ister karşı tarafa. Sonuçta ya kabullenip teslim olursunuz yada dışlanırsınız bir anda, içinde bulunmak istediğiniz toplumdan. Vee hayata isyan edersiniz yeter artık bırak da yaşayalım diye...
Yalnızlık kader değildir, sadece duygusal bir tercihtir.
Hayatınızın hiçbir döneminde tercih etmek zorunda kalmamanız dileği ile...

6 yorum:

Kamil Cengiz dedi ki...

Yine döktürmüşsünüz. Herşeye rağmen tercih yine de tercihtir.

kumsal dedi ki...

Bence de döktürmüşsünüz.psikoloji egitimi aldınız mı bilemiyorum.insnaları bu kadar iyi analiz etmeniz bu yönde calısmalarınız oldugunu düsündürdü..yazınızı okuan herkes kendinden bir seyler bulabilir, ki buluyorlardır.benim gibi:)))tbrkler....

Volkan DENİZ dedi ki...

O yönde bir eğitim almadım ama psikoloji zaten içimizde değilmidir. Yani her birimiz psikolojik bir vaka değilmiyiz..)
Teşekkür ederim..

Adsız dedi ki...

Beni asla ama kendinizi istediğiniz kadar kandırabilirsiniz.

Volkan DENİZ dedi ki...

kimseyi kandırma çabamı olmadıki.. yalnızlığı başka pencereden gösterdim sadece.. Ama sen kendi pencerenden bakmaya devam edebilirsin...

Pabuc dedi ki...

Geçen gün benim arşiv yazılarımı okuyor diye gülmüştüm birine hatta vik vik kızmıştım da..Ee hayat işte şimdi ben gelmiş arşiv yazısı okuyorum..aman ha sen bana kızma ben asabi sıfatıyla taçlandırıldım sen taçlandırılma ;)

Okudum yazıyı (tabi ki sonuna kadar) ve şu cümlelerini cımbızladım :''Yalnızlık bizim vicdanımızda yarattığımız dünyamızla, gerçek dünyamızdaki duygularımızın kesiştiği noktadan çıkan bir terk ediliş hikayesidir''nasıl güzel bir açıklamadır bu ,tebrik ederim.Herkes bir şeylerden şikayet eder bir şeylerden kaçar acaba kendinden mi kaçarda haberi olmaz..Yalnızlık bazen güzel ama bazen kafa toparlayana kadar sonrası insan kendini anlayan kişiler olsun ister etrafında...Belki de kendini unuttuğu zamanlarda hatırlatsınlar diye,bilemiyorum...

Bir de, ya ben de fotoğraflarda dehşet çıkarım bu kendimizi aşağıladığımızda falan değil fotojenik olmayınca olmuyor işte..Bir ehliyet fotografım var ki düşman başına :))

Mutlu olmayı beceremeyenlere sıra gelince, belki de alıştırılmışlardır bu duruma kim bilebilir..

Ne biçim bir Cumartesi bu gün yaaaaa....Yeni yazılarınız çok olsaydı biz de arşiv okumak zorunda kalmazdık belki de;)

Saygılar..Hörmetler (hürmet diye okuyunuz)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...